Asım USLU

Mahalle Baskısı

MAHALLE BASKISI

2008 yılının Mayıs ayında ünlü sosyoloğumuz Prof. Dr. Şerif MARDİN gazeteci Ruşen ÇAKIR ile söyleşisinde bir kavram ortaya atıyor. Adı “Mahalle Baskısı”. Kavramın ortaya atılmasından yaklaşık bir yıl sonra Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Binnaz Toprak “Mahalle Baskısı” araştırması ile kamuoyunun gündemine oturuyor.

İsrail-Filistin sorunu, Özür diliyoruz kampanyası, Ergenekon dalgaları gibi uluslar arası veya ulusal gündeme rağmen “Mahalle Baskısı” etkisini kaybetmeden gündemi işgal etmeye devam ediyor.

Araştırma özellikle İslami kesimin yayın organlarından yoğun tepki görmekte. Konu ile ilgili tartışma programlarında SMS oylamaları veya online anketler yapılmakta. İslami kesim baskıyı inkardan ziyade araştırma metodunun bilimsel olmadığına takılmış durumda. Daha da uç kesimler bunun provakatif bir eylem olduğu iddiasındalar. Araştırmayı hazırlayanların ise ilginç olan başka bir çıkışları daha var. Diyorlar ki: “Şimdiye kadar İslami kesim zulüm gördüğünü, ezildiğini iddia ediyordu. Bakın asıl baskıyı onlar yapıyorlar”. Bunu ifade ederken aslında karşı tarafa baskı yaptığını bir bakıma doğruluyorlar.

Gökyüzünden yeryüzünü seyreden ağzı zeytin dallı barış güvercinleri ise her iki kesiminde birbirini baskıladığının farkındalar.

Baskı yok diyenler; çok ince elenip sık dokunduğunda yan bakmanın bile baskı etkisi yapabileceğini iddia ediyorlar.

Aslında her davranışa baskı gözlüğü ile bakar isek çok ilginç manzaralar çıkıyor. Mesela Alpaslan Malazgirt’de Romen Diyojen’i serbest bırakarak onu vicdani baskıya maruz bırakmış olabilir mi? Ya Hacı Bektaş-ı Veli karşılarına düşman olarak çıkan Haçlılara da aynı kazandan ikram ederek onlara Anadolu insanın en güzel yönlerini baskılamış mıdır? Mevlana herkese “gel” der iken gelmek istemeyenler kendilerini baskılanmış hissetmişler midir? Yunus Emre “Sevelim Sevilelim” diyende kara vicdanlar kim bilir ne kadar eziklenmişlerdir? Örnekler çok eski diyorsanız “sigara içmek sağlığa zararlıdır” diyen kocaman paket uyarıları binlerce tiryakiyi pakette yirmi defa baskılıyor aslında…

Sanırım örneklerimiz baskıyı meşrulaştırmak üzere… O zaman egomuzu vicdanımızın baskısına terk ederek bir düşünelim. Mahalle, siyasal partiler, sendikalar, STK’lar, cemaatler, kulüpler, tarikatlar, meslek odaları, şirketler, reklamlar bizi ve bizlerin çoğulu kamuoyunu baskılıyorlar mı? Baskılamıyorlar mı? Baskılıyor diyenlere katılmıyorum. Çünkü hepsi somutta var olmayan, soyutta akıllarımızın imali dimağlarımızın icadı kavramlar. İşin temelinde “İNSANIN İNSANA ETTİĞİ” var. “İNSANLARIN İNSANLARA ETTİĞİ” olarak çoğaltabileceğiniz gibi “İNSANLARIN insana” ettiği veya “İnsanın İNSANLARA” ettiği şeklinde farklı varyasyonlarda formülüze edebilirsiniz.

Hamurun su götürmeyen tarafında söylemeye cesaret edemediğimiz ama hepimizin emin olduğu gerçek şu ki “Söz ŞAHSİ MENFAATLERİMİZ olduğunda hepsi âlî menfaatlere dönüşüyor.” Bırakın farklı dünya görüşündeki mahallelinin birbirini baskılamasını; aynı siyasal partiden, aynı kulüpten, aynı sendikadan, aynı cemaat veya tarikatten, hatta ve hatta aynı ailenin bireyleri birbirlerini çok yüce menfaatleri için baskılamıyorlar mı? Bu necip menfaatlerin elde edilmeleri de ikna ile mümkün olmadığında baskı, zulüm, kan, gözyaşı, atom bombası, İsrail olarak karşımıza çıkıyor. Çözümün vicdanlardan geçtiğine inanıyorum.

Asım USLU 11.01.2009 03:44

 

etarih istatistik

Makale Görünüm Sayısı
26114005

Üye Kaydı ve Girişi

26 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi