Asım USLU

12 Mart’ı ve İstiklal Marşı’nı Akif Gibi Anlamak

12 Mart’ı ve İstiklal Marşı’nı Akif Gibi Anlamak

İstiklal Marşı! Başlamadan önce: Anadolu’yu vatan, cenneti mekan bilen tüm şehitlere ve onlar ile omuz omuza vermiş tüm İstiklal kahramanlarına binlerle rahmet, binlerle dua, binlerle selam. Bedel isteyen vatanın ve davanın ödenmiş son makbuzları: Çanakkale, Dumlupınar, Yemen, Sarıkamış, Galiçya, Bingazi, Medine, Süveyş, Filistin, Antep, Bağdat, Maraş, Kut ul-Amare, Palandöken, Urfa, Allahuekber…

Gelin görün ki bedel yetmemiş. Ya da bedelin hesabını yapamayan, hesabın yekününü kestiremeyen beyinler problemi. Son bedel İSTİKLAL HARBİ. Artık teslime zorlanan yer son karargah. Süngü, göğsün içinde çırpınan kalbi değil, her bir çırpınışta varlık sebebini haykıran imanı tehdit ediyor.

Herkes tehlikenin farkında. Tehlikeye duyarsız vatan evladı bulmak çok zor. Varsa da; onlar bu vatanın ekmeğinden yiyip suyundan içen sonra da “yemedük, içmedük; soyumuzu kırdılar” mavalını zokalamaya çalışanlar.

En büyük tehlike ne “medeniyet dediğimiz tek dişi kalmış canavar” ne de burnum ile gagası dibdibe “beslediğim kargalar”. En büyük tehlike “tefrika derdi”. Öyle bir tefrika ki “soy sop meselesinden ziyade sencileyin, bencileyin meselesi”. Öyle bir tefrika ki iman kardeşinin aşına bile kan doğrayan bir zehir. Sonuç; çil yavrusu gibi dağılmış bir İstiklal düşüncesi. Konuşanlar, yasını tutanlar, sızlananlar, serzenişin bestesini yapanlar, küllerin arasında köz arayanlar, sönmemiş ateşini rüzgardan korumaya çalışanlar, ateşin şavkından yerinin belleneceği korkusuna düşenler… Hepsi bir arada. Hepsi ayrı ayrı.

 

1918’den 1921’e bir ümit Ankara, bir ümit yeni ordu. Merhum Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun Küpeli Hafız’ını hatırlayanlar vardır. Küpeli Hafız der ya: “Boş ibriği rüzgar alır, savurur atar. İbrikteki su imandır. Ersiz zırh neye yarar. Selçuklu zırh: zırhtaki er, ibrikteki su:İMAN”. Yeni Ümit’e iman gerek. İmanı üfleyecek nefes. Amma nefes öyle olmalı ki üflendiğinde KASIRGALAR kıskanmalı. TBMM uzun müddet arıyor mu? Yoksa o nefesten emin de sadece iknaya mı çalışıyor? Karar sizin.

Merhum Akif’ten bahsediyoruz. Asım’ın nesline mefdun Akif’ten. Tarihimizin en ilginç karakteri Akif. Mektepte baytar, kalemde memur, mecmuada muharrir, er meydanında yiğit, kürsüde hatip, davada şeksiz, teşkilatta mihmandar, edebiyatta edip, şiirde şair, söz de üstad, meclis de vekil, davada maznun, cemiyette mazlum, devlette derin, imanda derun, hizmette önde, ücrette geride, aşkta ilahi, cidalde pervasız…

Kusuru yok mu? Elbette var. Bu devrin beyni kısa devre yapmış akillerine göre “millete, vatana, bayrağa ve Allah’a aşk derecesinde bağlı olmak ve öyle kalmak” en büyük kusuru.

Milletine Asım gözüyle bakan bir gönül kahramanıdır Akif. Onun içindir ki bu milletin başına her çuval geçirme teşebbüsünde Akif’in imanı serhad olur. Dağları yırtar “Çanakkale Şehitlerine” olur. Yeise düşer “Bülbül” olur. Aşık olur “Necid Çöllerinden Medine”ye düşer. Garip olur sırtına “Küfe”yi vurur. Hak arar kocakarının yanında “Ömer” de bulur. Kaleminin kudreti Allah’a iman ile millete sadakatinden gelir dersek abartmış olmayız.

Onun ruhlara inşirah veren kabiliyetini sezenler vazifeyi teslimde tereddüt etmemiş olmalılar ki, biz O’nu kah Berlin’de, kah Necid çöllerinde, kah Burdur’da, kah Kastomonu’da, kah Taceddin de, kah el-Ezher’de görmekteyiz.

Bugün; aynı endazede kumaş arayanlara, her gün eğitim-öğretim programlarımızı çağın gereklerine göre donatma telaşından adam yetiştirmeyi unutanlara, ektiği tohumların istikbalinden endişe edenlere, gül bağında kırağı endişesi ile hop oturup kalkanlara, bir ömür didinip neylersin diyenlere duyrulur: Akif gibi kamet yetiştirmek, ancak ve ancak bu millete Akif’in penceresinden baktırmakla mümkündür. Üstad’a ve bu millette Asım’ı umanlara binlerle rahmet binlerle selam.

 

etarih istatistik

Makale Görünüm Sayısı
26041644

Üye Kaydı ve Girişi

98 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi