Demirhan YILMAZ

MÜCADELE ADAMI OLABİLMEK!

MÜCADELE ADAMI OLABİLMEK!
Akif yıkılmış olan bir çınarın gövdesinden filizlenmiş, nadide bir çiçektir.Çünkü Onun kaderi Osmanlının son dönemleri ile yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti ile paralellik arz eder.Dertlilere deva hastalara şifa olmuş bu mütevazi kişilik, çok yönlü bir kimliktir.Ama zamanımızda maalesef içi boşaltılmış bir kişi olarak karşımıza çıkmaktadır.Her nedense biz onu sadece İstiklal Marşımızın yazarı olarak tanımlarız.Oysa onun Ne Milli Mücadeleye olan katkısından, ne Burdur mebusluğundan,ne öz Türkçeyi kullanışından, ne fikir adamlığından, ne de adam gibi adamlığından bahsedilir.Şimdi Akif’i tanımlarken bizde ancak sınırlı olarak sizlere verebileceğiz.O muhterem insanı birkaç satırla anlatmak ona çok büyük haksızlık olurdu herhalde.Bizim yaptığımız Akif deryasının kenarına kadar gelip, sadece seyretmekten ibaret olacaktır.
Milli Mücadele başlamadan önce Sultan Ahmet camiinde yapmış olduğu konuşmasında Sevr Muahedesini imzalayan idarecilere adeta ateş püskürüyordu.Çünkü o bu anlaşmaya, koca bir Türk Milletine vurulmuş bir esaret zinciri olarak bakıyordu.Böyle bir atmosfer içerisinde Ankara’daki oluşumu destekliyor ve gerek İstanbul’da gerekse yurt genelinde yaptığı ve yazdığı bütün konuşma ve yazılarında vatan topraklarının düşman postalına çiğnetilmemesine gayret gösteriyordu.
Akif , Sebilürreşad gazetesinde Milli Mücadele lehine epey bir yazı yazmıştı.Hatta bir ara Balıkesir’e gidip Zağanos Paşa camiinde vaaz vererek, Sevr Muahedesinin aleyhine konuştu.O bu konuşmasında İstanbul Hükümetinin yanlışlar yaptığını ve bu milletin gerçek sahiplerinin Ankara’da toplandığını söylemişti.Halkı Milli Mücadele bayrağının altına davet etmekten hiçbir zaman çekinmedi.İstanbul Hük. Bu konuşmadan dolayı O’nu Dar’ül Hikme’deki görevinden almıştır.Sebilürreşad gazetesi başyazarı Akif, Milli Mücadeleye destek vermek için gazeteyi adeta bildiri merkezi gibi kullanıyordu.O kitap ve broşürler bastırıp Anadolu’nun dört bir tarafına gönderiyordu.Anadolu’ya ulaşan bu mektuplar özel kuryelerle dağıtılıyordu.Bir gün İstanbul-Çengelköy’deki evine sivil ama subay görünümlü bir davetçi kendisinin Ankara’dan beklendiğini söyledi.O da Milli Mücadelenin kalbine gitmek için uçarcasına 4 gün sonra çok sevdiği oğlu Emin ile 10 Nisan 1920’de birkaç parça eşya ile Ankara yollarına düştü.Bir bahar günü akşam üzeri meclisin önünde O ‘nu Mustafa Kemal bekliyordu.
', 'Esasen zaten davet sahibi de kendisidir.Mustafa Kemal : “Hoş geldiniz.Ben de sizi bekliyordum.İnş’Allah uzun uzun konuşacağız.Sizinle yapacağımız çok mühim işler var.Sizden çok önemli hizmetler bekliyorum.Bundan başka, Sevr Antlaşmasının memleket için ne kadar feci bir idam hükmü olduğunu Sebilürreşad kadar hiçbir gazete memlekete neşr edemedi.Manevi cephemizin kuvvetlenmesine Sebilürreşad gazetesinin, siz ve arkadaşınız Eşref Edip’in çok büyük hizmetleri oldu.Teşekkür ederim.’’Diyerek sözlerini bitirdi.
Acı ve zulüm dolu bugünlerde Akif, nerede bir kalabalık görse o yöne koşturuyor.Milli Mücadele davasının haklılığını herkese anlatmaya çalışıyordu. Mücadelede Ankara’nın önemi gerçekten çok büyüktü.Çünkü buradan başka gidilecek herhangi bir yer yoktu. 30 Nisan 1920 Cuma günü Ankara’da Hacı Bayram camiindeki konuşmasında O bütün Ankaralıları, Milli Mücadele Bayrağı altında dövüşmeye davet ediyordu.Bundan başka Eskişehir,Burdur,Sandıklı,Afyon,Dinar,Antalya,Konya,Kastamonu gibi yerleri dolaşarak halkı bilinçlendirmiştir.Hatta bir keresinde Konya’da Ankara aleyhtarı gösteriler başlayınca,T.B.M.M. Akif’i Konya’ya gönderdi.Konya ileri gelenleriyle konuşup, halkı sakinleştirdi ve onları bayrak altına toplamayı başarmıştı. Aslında Mehmet Akif’in felsefesini ve kişiliğini kavramak demek, en esaslı gerçektir.Hatta memleketin zor durumda olduğu o günlerde kurtuluş reçetesinin açık tarifidir.Onu anlayabilmek demek, Milli Mücadeleyi kavramak demektir ki; bugün ve yarın gençlerimize güven ve ümit demektir.Kapkaranlık bir ortamda O’nun sözleri halka ve yüreklere su serpiyordu.Akif’in ulvi eserlerinden sadece birisi olan Safahat,bizler için önem arz ediyor.Hayali bir Akif portresi çizmektense bu tür eserlerden şairin kimliği irdelenebilir.Onu algılayabilmenin tek yolu budur.Çünkü Akif’in bu düşünceleri savaşın en çetin geçen dönemlerinde yazıya dökülüp, bütün Türk Milletine ve cephedeki neferlerimize dağıtılmıştır.
Bu büyük mütefekkir, yeni Türk Devletinin kurucuları arasında sayılmış ve tarihe adını altın harflerle yazdırmıştır.Sadece tarih alanına değil, hiç kuşkusuz onun Türk edebiyatına katkıları da tartışılmaz.Dağılmış olan Türk Milletini tekrar birleştirme adına önemli katkıları olan düşün adamının herhalde layık olduğu yer insanoğlunun vücudunda önemli yer tutan yüreği olmalıdır.Korku ve panik içerisinde olan insanlara manevi anlamda ilaç olmuştur.O yüce şahsiyet hem müfessir, hem muhaddis, hem de Ediptir.Akif, kendisini yetiştirmiş ve ötesi Fransızcayı da çok iyi okuyup, yazan bir yazardı.İstersek Onun Safahat isimli eseriyle o güzel tarihimize muhteşem bir yolculuk yapabiliriz.Zaman tünelinde yolculuk yapmak her insana mutlaka iyi gelecektir.
Veterinerlikten düşün adamlığına, oradan mücadele adamlığına uzun bir yolculuk.Hem de cefası bol, sefası az bir yolculuk.Bütün bir milletinin dertlerini, yazdığı eserlerle yüreğinde hissetmek, her an kanayan bir kalp…
Bütün ömrünü milletine adamış olmak, insanoğlunun hayal dünyasını zorluyor değil mi?...
Demirhan YILMAZ Tarih Bilim Uzmanı This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

etarih istatistik

Makale Görünüm Sayısı
26088792

Üye Kaydı ve Girişi

94 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi