Erol KÖMÜR

Tarih Kitabı / Uğur Mumcu

Uğur MumcuTARİH KİTABI

Türkiye Cumhuriyeti ne zaman kurulmuş ve cumhuriyet dönemi ne zaman başlamıştır? Bu soruyu okuyunca şaşıracak, belki de kızacaksınız. Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923 tarihinde kurulmuştur ve cumhuriyet dönemi de bu tarihte başlamıştır. Bunun sorulmasına ne gerek vardır, diye düşüneceksiniz. Nedeni şu.

AP Konya eski milletvekili Yılmaz Öztuna lise son sınıflar için bir tarih kitabı yazmıştır. Bu kitap, Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulunca lise son sınıflarda tarih kitabı olarak okutulmaktadır. Kitabın 310. sayfasından şu satırlara göz atalım:

- Saltanatın düşmesi ile Türkiye tarihinin ikinci devresi kapanır ve içinde bulunduğumuz üçüncü devre, cumhuriyet devri başlar.

Yazar, aynı sayfanın bir başka satırında, "Bu arada 29 Ekim 1923'te, yeni rejime ad konularak cumhuriyet ilan edilmişti" diyor amma, cumhuriyetin kuruluşu ile halifeliğin kaldırılışı arasındaki dönemi "cumhuriyet" saymıyor.

 

Yazara göre, önemli olan "hilafef'tir. Aynı sayfada Osmanlı ve Selçuklu imparatorluklarının "büyük ve şerefli" bir tarih parçası yarattığı belirtiliyor, fakat cumhuriyet tarihimizin dünü ve bugünü hakkında tek kelime edilmiyor. Sadece Selçuklu ve Osmanlı tarihine bakıp cumhuriyet döneminin "istikbali hakkında çok iyimser düşünmek ümidinde olunduğu" anlatılıyor.

Kurtuluş Savaşımız sonunda kurulan cumhuriyetimizin "şerefli ve büyük" bir tarih parçası sayılıp sayılmayacağı konusunda tek satır yok. Bu AP eski milletvekili, cumhuriyetin geleceğinden ümitli olduğunu, lütfen, açıklıyor.

Yılmaz Öztuna'nın tarih kitabında, şu satırlar ders konusu olarak işlenmektedir:

- Milletlerarası sol, bütün dünyada klasik değerlen düşürmek için büyük çaba harcamış, bu uğurda milyonlarca dolarlık dış yatırımlar yapmış, işine yarar her mihraka para dağıtmıştır. Klasik resim yerine dejenere resim, klasik müzik yerine dejenere musiki, klasik şiir yerine vezinsiz kafiyesiz laf yığınları ortaya çıkarmıştır.

Kan, şiddet ve şehvet edebiyatını işlemiş ve teşvik etmiştir. Dini ve ahlaki değerleri küçük düşürmeye çalışmıştır, Milli kahramanları aşağılamak, milli tarihi küçümsemek ve tahrif ederek yeni nesillere öğretmek için bütün kalemşorlarını seferber etmiştir.

Hasılı bundan böyle tarih kitaplarında klasik savaşlarda hangi tarafın hangi tarafı yendiği değil, kültür savaşında hangi tarafın galip ve mağlup olduğu anlatılacaktır desek, gerçeklere tercüman oluruz.

Bu satırlar, bu tür kitapların ne amaçla yayımlandığını da açıklamaktadır. Sol, klasik resim yerine "dejenere" resim, klasik müzik yerine "dejenere musiki" yaratıyormuş.

Adama, "Peki, nasıl" diye sormazlar mı? Şu "dejenere musiki" denilen müzik, acaba, alafranga "Beatles müziği" mi? Öyleyse bunlar, klasik müzik yerine, "dejenere musiki" yaptıkları için birer komünist mi sayılacaklardır? Ne yeri var, bu düşüncelerin tarih kitaplarında?

AP eski milletvekili Yılmaz Öztuna, milletlerarası solu, "milli kahramanları aşağılıyor" gerekçesiyle suçladıktan sonra, bakınız milli kahraman saydığı Abdülhamit'i nasıl övüyor?

- Politikada müstesna bir deha.

Abdülhamit'i kitabın 210. sayfasında şöyle tanımlıyor:

- Abdülhamit'in cenaze töreni muhteşem oldu. Artık kendisini takdir etmeye ve anlamaya başlayan ittihatçı liderlerinin katıldığı gibi, halk, harbin en acı günlerinde, devrinde huzur, refah ve sulh içinde yaşadığı eski hükümdarlarının ardından samimi gözyaşları döktü. 10 yılda ortam bu derece değişmişti.

Bu bir gerici tarih anlayışıdır. Türkiye'de bu görüşlere inanan insanlar vardır. Fakat eğer, Atatürk'ün kurduğu cumhuriyet döneminde yaşıyorsak, bu satırların amacı bellidir: Gerici ve çağdışı bir kuşak yetiştirmek.

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin hiçbir döneminde, gericiliğe bugün olduğu gibi boyun eğmiş değildir.

(Cumhuriyet, 6 Ocak 1977)

 

{youtube}2WQAl5nJWHs{/youtube}

etarih istatistik

Makale Görünüm Sayısı
26758295

74 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi