Erol KÖMÜR

MÜZE Yİ HÜMÂYÛNDA BİR DERS

İhsan ŞerifYayın Tarihi: 9 Nisan 1330 (22 Nisan 1914)

Yayın: Tedrisat Mecmuası

Yayın Yeri: Maarif Nezareti Darülmuallimin Heyeti Talimiyye Matbaa-yı Amire - İSTANBUL

Sayı: 24

Yazar: İhsan Şerif

MÜZE Yİ HÜMÂYÛNDA BİR DERS

-Daru'l-Muallimât ve Daru'1-Muallimîn'de Kız ve Erkek Talebelere-

Ben ne zaman bu muhteşem ve büyük binanın ziyaretine gelsem,  umumi görünüşü düşüncelerime ve bütün benliğime medeni kıymetinden çok başka bir duygu, bir takdir telkin eder. Bu duygu nedir bilir misiniz?: Görev aşkı.

Henüz dokuz yaşında iken Enderun-u Humâyûn'un bir küçük talebesi idim. Hafta başları izinli olarak evime gidip gelirken şu yukarıdaki Babuhümâyûn ile Babüssaade arasındaki meydandan geçerdim.

Burasının Askeri Müze yapılan eski "Aya İrini" kilisesi'nin harab, paslı parmaklıklarına arasıra dayanır ve kim bilir hangi zalimin veya bir âdilin belki de meşhur bir âlimin önce cesedini, sonra geçişini, daha sonra da mezarını ve nihayet varlığının yalnız hayalini yine kim bilir ne kadar uzun müddet taşımış olan şu gördüğünüz yılları bitirmiş "Sarkufaj" ile yüzlerce yıllık sosyal hayatın çeşitli ve rengarenk binlerce işine alay eder bir şekilde dudak büken, olmuş olacak bütün olaylarla eğlenir gibi görünen şu kırık başlı sifenkslerin seyrine dalardım.

 

Her biri dünya medeniyetinin birer irfan hâzineleri demek olan Avrupa müzeleri bütün bizim mülkümüzden bütün memleketimizden çalınan, kaçırılan, aşırılan güzel ve eski eserler ile ihya edilirken biz o zamanlar bu gibi asırların kadrini kıymetini idrak şöyle dursun, "Müze" kelimesinin kapsamını, ihatasının derecesini anlamaktan bile aciz idik. İşte Osmanlı Müzesi istikbalin müzesidir diye pek çok defalar hakkıyla övüncünü dile getiren Hamdi Bey Merhum, Müze Müdürü tayin olunduğu zaman eserler namına şimdi söylediğim şu iki parçadan başka göze çarpar hemen hiç bir şey yok idi. Aciz insanlar, vazifesini yapamayanlar vazifedeki yücelikleri taktir edemeyen zavallılar, bu görünür ve apaçık eksikliklerini, acziyetlerini, alakasızlıklarını halkın gözünden ve umumi fikriyattan belki de kendi vicdanlarından bile gizlemek için zemini, zamanı, memleketin halini, nihayet şahısları ve bunların meydana getirdiği çeşitli anlamları ileri sürerler. Çalışmak, çabalamak her şeyi yapmak istedikleri halde "Ne yapalım o devir bundan fazlasına müsait değil idi" veyahut "Bu devir müsait değildir" gibi kuru bir sözle, kusurlarını mazeret makamında kabul ettirmek isterler.

Bu âcizlerin işidir. İşte bu bina, bu büyük eser, bu ruhsuz, değersiz ve kıymetsiz mazeretlerini dünyaya karşı ispat eden ve zavallı Millet'in yirmi sene, otuz sene etini yiyen, kemiğini kemiren tembellerin, bencillerin, nihayet hainlerin yüzüne tüküren, dimdik ayakta duran muhteşem bir şahittir. Çünkü Hamdi Bey bu büyük eseri o devirde meydana getirmek için sihir yapmadı. Yalnız vazifesini, vazife aşkını kullandı. O aşk bütün düşüncelere galebe çaldı. Her zorluğu yıktı ve bu gördüğünüz muazzam bina meydana çıktı. Hamdi Bey yalnız dış görünüş ile yetinmedi, o nisbette, eserin içini doldurmaya da önem verdi. Bu çerçevede 1888(1303) senesinde Sayda'ya gitti. Ahaliden Şerif Efendi'nin "Ayaa" ismindeki tarlasında kazı ve incelemeler yaptı. Dünyanm en seçkin ve kıymetli eserlerinden birini burada meydana çıkardı. Açığa çıkardığı çeşitli ve sayısız kalıntılardan özellikle biri şimdi içeride göreceğiniz "İskender Kabri" Yunan heykeltıraşlığının bir seçkin şaheseri niteliğindedir.

Bu lahit tek başına dünyanın en meşhur müzesinin bütün kıymeti değerindedir. Şimdi yarının öğretmenleri olacak olan siz talebeler bu yıl, gelecek yıl diplomalarınızı alacak, her biriniz ülkemizin en ücra köşelerine kadar dağılacaksınız. Gittiğiniz yerlerde bulunduğunuz memleketlerde özellikle idaresi elinize verilen okullarda maddi ve manevi birçok güçlüklere düçar olacaksınız. Birçok engel ve yokluklara maruz bulunacaksınız. Bu doğal bir olay gibidir. Ancak bunların hiçbiri sizi yıldırmayacak, size öğretilmiş olan, verilen mesleki eğitim ve sizde varlığına kesin olarak inandığım vazife aşkı, ne pahasına olursa olsun o engellerin hepsini kıracak, parçalayacaktır. Her güçlüğe galebe çalacak, bu çelik azminizle yetiştirdiğiniz, yetiştireceğiniz sağlam, azimli, ağırbaşlı ve girişim ruhuyla dolu vatan evlatları da bu memlekete yeniden can, kan, ruh katacaktır. Okulunuz, milletiniz, memleketiniz sizden bunu bekler. Bu önemli keşfin, vazife aşkının ortaya çıkardığı sevinç, Hamdi Bey'in zihni ve karakteri üzerinde O kadar kuvvetli bir etki yapmıştı ki, yanındakiler adeta hayatının tehlikeye düşmesinden endişe etmişlerdi.

"Müze" kelimesi Yunan mitolojisine göre ilim ve sanatı kalplere ilham eden dokuz adet ilahtan her birine verilen isimdir. Bunların hepsi "Jupiter"in kızlarıdır. Eski Yunanlılar bu perilere tahsis edüen ibadethanelere "müze" derlerdi. İskenderiye'de hükümran olan, Batlamyus Filadelf dünyaca meşhur olan kütüphanesine "Müseum" ismini vermiş ve böylece "müze" kelimesi ilk defa olarak kazandığı anlamdan uzaklaştırılmıştır. Biz bugün, antika alet ve fenni materyallerin korunmasına tahsis edilmiş olan yerlere "Müze" diyoruz. İşte onlardan biri de şimdi içerisini ziyaret edeceğimiz Müze-yi Hümâyûn'dur.

etarih istatistik

Makale Görünüm Sayısı
26758287

66 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi