Erol KÖMÜR

Fikret ve Terbiye - Satı Bey

Tevfik Fikret Ölüm DöşeğindeEnderun Mektebi hakkındaki araştırmalarım sırasında bu kuruma kaynaklık eden II.Bayezıt dönemi eğitim kurumlarından Galata Sarayı Mektebini de uzun uzun inceleme imkanım olmuştu. Galata Sarayı’nın mekteb-i sultani olma macerasında sıkça değişen kurum yöneticilerinin kuruma etkileri, katkıları her biri ayrı ayrı tez konusu olabilecek nitelikte engin ve zengin… Kuruma eğitim yöneticiliğinden ziyade eğitim liderliği yapmış ve şahsiyetiyle eğitim politikalarını etkilediği iddia edilen Tevfik Fikret’in kurumdaki idareciliği ilginç örneklerden biridir. Tevfik Fikret’in eğitimci yönü, liderliği ve mürebbi(terbiyeci) yönünü dönemin ünlü eğitimcilerinden Satı Bey’in (Mustafa Satı el-Husri) kaleminden okumak dönem için az bulunan bir örnektir.  Ataşehir – İstanbul Bilim ve Sanat Merkezi idareciliği döneminde transkript edilen bu makalede hastalığının arttığı ölümüne yakın bir döneme tanıklığı da ifade ettiği için Tevfik Fikret’in ölüm döşeğindeki nadide bir fotoğrafı eklenmiştir. Erol Kömür-İstanbul.


 

FİKRET VE TERBİYE

Tevfik Fikret’in, sanat ve fazilet sahasında kazandığı mevkiin müstesna yüksekliği, başka sahalardaki meziyet ve hizmetlerinin hakkıyla takdir edilmesine mani oluyor. Fikrimce, her muallim bilmeli ve hiçbir muallim unutmamalı ki: Fikret, kendi mesleklerinin mü’mini ve fedakar mensuplarındandı…

O, muallimlik mesleğine daha pek genç yaşında iken girmiş, ve bu meslekten hayatının nihayetine kadar hemen hiç ayrılmamıştı: birkaç şehzadeye ders vermiş, birçok ecnebilere Türkçe öğretmiş, Mekteb-i Sultanide, Darulmualliminde, Robert Kollejde muallimlik etmiş, Mekteb-i Sultanide müdür dahi olmuştu.

 

İnkılabımızın daha ta bidayetlerinde, Fikret bir YENİ MEKTEB tesis etmek istemiş idi: Boğaziçi’nin güzel yamaçlarından birinde ormanlık bir arazi alınacak, bu arazi üzerinde güzel pavyonlar yapılacak, ve böylelikle tamamıyla YENİ MEKTEB ESASLARI’na muvafık bir mektep tesis edilecek idi; bunun için bir şirket teşkil edilerek kırk elli bin liralık bir sermaye toplanacaktı. Şirketin nizamnamesi ve mektebin tarifnamesi hazırlanmış hatta tab ve neşr bile edilmişti. Fakat, sermayenin toplanamaması, bu teşebbüsün tasavvur derecesini geçmesine mani olmuştu.

Onun için Fikret, terbiyevi emellerini tatbike ancak Mekteb-i Sultani müdürlüğü ile fırsat bulabildi; Fakat, tarih-i maarifimiz için pek elim olan bir silsile-i vekayi, bu fırsatın pek kısa ve ömürsüz olmasını intac etti.

Fikret, sultani müdürlüğüne tayin edildiği zaman, çok kimseler bu tayini memnuniyetsizlikle karşılamış, “şairden müdür olur mu?” demişti. Halbuki Fikret orada emsalsiz bir müdür olmuş, Mekteb-i Sultaniye pek müessir bir terbiye havası sokmuştu. Onu orada sık sık ziyaret etmiştim; orada Fikret, “bütün hüviyet ve uzviyeti” ile müdür ve mürebbi olmuştu. O büyük mektebin hayatından hiçbir şeyi gözden kaçırmaz, muallimlerin derslerinden, muidlerin tavırlarından, hademelerin işlerinden, talebenin esvablarına kadar her şeyi düşünür, ve her şeyi takip ederdi. Onun şairliği, sultani müdürlüğü esnasında, yalnız mektebin maddiyatına verdiği zarafet, ve maneviyatına zerk ettiği nezahat ile tecelli ederdi.

Zaten Fikret’in şairliği –herkes bilir ki- hayal şairliğinden ziyade hayat şairliği idi; onun hiss-i şairanesi , hayalden ziyade hakikat karşısında galeyana gelirdi. Böyle, ilhamlarını bile hayattan alan Fikret, terbiyenin de asıl hayattan geleceğini bilir, ve “telkin ile terbiye” hususunda şayan-ı hayret bir nüfuz ve muvaffakiyet gösterirdi..

Fakat, Fikret, bizim için, yalnız muallimliği ve müdürlüğü ile değil, hatta şairliği ile de bir mürebbi, hem de müstesna bir mürebbi oldu. Hiçbir şairimiz çocuklarla gençleri Fikret kadar düşünemedi; hiçbir şairimiz gençlerle çocukların ruhlarına hitap etmenin yollarını Fikret kadar arayıp bulmadı; hiçbir şairimiz “Ahlak ve Terbiye” endişesiyle, “Telkin ve Tehzib” maksadıyla Fikret kadar şiir yazmadı.. Haluk’un Defteri ile Şermin bu yolda yazılmış terbiyevi eserlerin ilk şaheserleri oldu..

Fikret, ahlak ve terbiye aşk ve endişesini hayatının son zamanlarına kadar muhafaza etti; “yuvanın mini mini yavrularına” ithafiyesini, onların cıvıltılarını dinleyemeden yazdı; Şermin’i son hastalığı esnasında, artık kalem tutamadığı sırada, vücuda getirdi..

Şermin’in son parçasının, Veli Baba’nın Veladeti gecesi Aşiyan’da idim: Fikret, sedir üzerine uzanmış, baş ağrısından pek muzdarip oluyor, bununla beraber konuşmadan rahat edemiyordu.. Pek geç vakte kadar oturduk, ve konuştuk.. O gece bahs en çok Darülmuallimat’a muallim tayini hususunda hüküm süren zihniyetten –mutlaka ihtiyar, çikin, abus muallim aramak yolundaki itiyatdan- çok gülüşerek bahs ettik.. Fikret, o zihniyetle tayin edilmiş iri ve kaba bir muallim hakkındaki hatıralarını nakl etti. Veli Baba işte bu bahisten ve hatıralardan doğdu: sabahleyin – dört beş saat kadar sonra- tekar yanına çıktığım zaman, Fikret başından çok muzdarip olduğunu ve hemen hiç uyuyamadığını anlattı; sonra, fedakar refikasına yazdırmış olduğu veli babayı okudu. İbtida, gece ayrılmadan evvel bahs ettiğimiz abus ve kaba adamın tasvirini yapmıştı; Fakat, sonra bunu böyle, bir “çirkinlik tasviri” olarak bırakmağa razı olmamış, bu çirkin simaya güzel bir ruh vermeyi düşünmüş, böylelikle Veli Baba’yı vücuda getirmiş idi.

Ben, o gece Fikret’in temmeyyülat-ı ruhiyesini daha büyük bir vuzuhla görmüştüm: O’nda işte böyle, en çirkin simalara bile iyilik güzelliğini vermek isteyen yüksek bir emel, bir mürebbi emeli.. vardı!.

SATI

Transkript: Erol KÖMÜR Ataşehir-2007

Fikret ve Terbiye

etarih istatistik

Makale Görünüm Sayısı
26089559

Üye Kaydı ve Girişi

61 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi