Erol KÖMÜR

Paris'te Bir Ramazan Bayramı - Abdurrahman Şeref

PARİS’TE BİR RAMAZAN BAYRAMI

Azaryan EfendiGeçen makalede anlattığımız Yeni Osmanlılar Paris’te toplandık­ları zaman orada üç de hoca vardı ki bunlar Tahsin Hoca, Hoca Hayali ve Hintli İskender Hoca idi. Bunların politika ile ilgileri yoktu. Fakat aralarında tartışmalar eksik olmaz ve kızışarak dostlarının dillerine dü­şerlerdi. Tahsin Efendi Türk elçiliğinin imamı diğer ikisi de Paris elçi­si Cemil Paşa ve Mısırlı Mustafa Fazıl Paşa’nın oğullarının öğretmenleri idi. Üç hocanın memleketleri birbirine uzak olduğu gibi huyları ve dü­şünce ve inançları da tamamen tersti.

Tahsin Hoca Yanya taraflarından olup bilimsel incelemelere eği­limli idi. İyi yürekli, düşündüklerini çatır çatır, söyler, kızınca kavmine has olan inadından(l) Türkçeyi şaşırır, hattâ ağzından köpükler saçılırdı. Fen ve felsefe âleminde yayılmaya başlayan Alman doğacı­larının fikirlerine ve teorilerine kafası pek yatmış olduğundan "tabiat­ta hiçbir şey yoktan ne var olur ne yok olur” düsturunun Fransızcasını(*) diline dolamıştı(2). Bu prensibe değinen veya uyan hükümler ve sözler bulmak için kütüphaneleri dolaşarak eski Arapça kitapları inceler, bu konuya fazla ilgi duyardı.

 

Hoca Hayali, Musul taraflarından olup şair, İran edebiyatını iyi bilir, dili düzgün, tatlı dilli, hoşgörülü, olgun bir kişi idi. Şahsına özen gösterir, davranış ve giyimini Parislilere uydurmuştu.İçki âleminde Pa­ris’in oynak kadınlarının naz ve büyüsü hakkında söylediği beyitler ve kıt'alarla toplantıya şenlik ve tazelik verirdi. (O sırada Paris’te öğre­nim görmekte olan âyandan ölü Azaryan Efendi birkaçını ezberlemiş­ti.) Tasavvufla yakınlığı olduğundan "Küllü şeyyi Mevla’’(3) düsturunu ileri sürerek Tahsin Hoca ile konuşmaya tutuşur, birbirini inandıramadan ve susturamadan ayrılırlardı. Konuşma ve tartışma sırasında Tah­sin Efendi bazen itirazlarını saldırı derecesine vardırsa bile rahmetli Hayali ılımlı sözleriyle durumu idare eder ve aralarında hatır kincilik doğmasına meydan vermezdi. Tahsin Hoca “bu adam bilmeyerek Panteizm felsefesini savunuyor” derdi. Bununla beraber birbirini değerlendirerek hürmet ve sevgi gösterirlerdi.

İskender Hoca’ya gelince, Hint bilginlerinden geçinir, koyu bir gericilik gösterir. Tahsin Efendi’ye dinden çıkmış ve Hayali'ye dinsiz der, boyu gibi fikir ve görüşü de kısırdı. Üçü bir yere gelince ikisi birleşip İskender Hoca'nın başına itiraz yağmuru yağdırırlar, berikinin bi­lim ve konuşma bakımından savunmaya gücü yetmediğinden Lahevle çekerek aralarından sıyrılırdı. Telgraf ve şömendifer gibi ilmin ilerle­mesinden doğan güzel ve faydalı keşifleri âdi zenaatlerden sayar ve kü­çümserdi. Bir akşam Tahsin Efendi kendisini mahsus rasadhaneye götürüp teleskopla Zühal’in halkasını gözlemesini söylediği vakit beri­ki teleskopa yaklaşmayı küçümseyerek" ayol bunlar gavur büyüsüdür” demiş ve dostunu hiddetinden kıpkırmızı kızartmıştı.

Derken mübarek Ramazan geldi çattı. Paris yaranı bir Ramazan toplantısı yapmaya karar verdiler ve işi en sofuları olan Mehmet Bey’le Hac el-Haremeyn Nuri Bey’e (eski reji komiseri) bıraktılar. Görevi dolayısıyla en büyük iş kendisine düşen halbuki "Ramazanı tutabilsem yerdim” havasında olan Tahsin Efendi yan çizdi. İskender Efendi za­ten beğendikleri birisi değildi. Hoca Hayali ise cübbe ve sarığı çoktan değiştirmişti. Mehmet ve Hacı Nuri beylerin girişimlerinden meydana gelen sonuç iftar taklidi olarak bir iki defa birlikte yemek yemekten ve vaaz yerine geçmek üzere Ali Suavi’nin Buillee’nin tarih sözlüğün­den öğrendiği konular üzerine verdiği basit bir kaç konferanstan iba­ret kaldı.

Mübarek Ramazan böyle ziyan olunca yaran gözlerini bayrama diktiler. Ramazan bayramı kutlamak üzere büyük bir ziyafet hazırladı­lar. Paris’te bulunan Osmanlılarla, işbirliği yaptıkları hürriyetçi genç Fransızları da dâvet ettiler. İmparatorluğun (Fransız istibdadından) şi­kâyetçi olan Fransız hürriyetçilerinden bazıları, tarihçi Leon Cahune de dahil olmak üzere, Yeni Osmanlılarla tanışarak birlikte çalışıyorlar­dı (4). Sofrada yendi içildi nutuklar söylendi. Fransızlar vatan marşla­rını (5) ve hürriyet şarkılarını söylediler. Bizimkiler "siz de milli şarkılarınızı söyleyiniz de dinleyelim” dediler. Bizimkiler ne söyleye­cekti? "Ey Gazilerle Sivastapol önünde yatan gemiler" (6) den başka istenilen anlamda milli hisleri okşayan birşey yoktu. Mehmet Bey dü­şünmeden hemen ayağa kalktı ve yüksek sesle tekbir almaya(7) başladı. Ora­da bulunan Müslümanlar ayağa kalkarak kendisine katıldılar. Fransızların ricası üzerine birkaç kere tekrarladılar. Sofrada hazır olan Azaryan Efen­di derdi ki “bana işaret ettiler, bilir bilmez ben de karıştım. Tekbirin insanı kendinden geçiren ve ruh okşayan melodilerine Fransızlar ken­dilerinden geçerek hayran kaldılar. Etkisi hâlâ benim kalbimden bile çıkmamıştır”.

Hatırlatma sebebi olur ümidiyle yukarıda söylediğimiz üç hoca­dan Hayali’nin sonradan ne olduğunu bilmiyorum. Diğer ikisi İstanbul’a geldiler, uzun zaman yaşadılar. İskender Efendi rüşdiye okullarında Farsça okuturdu. “Hayal Gazetesinin” Iskandar Efendi besiyar Farisi meydaned = İskender Efendi çok Farisi bilir fıkrası hatırda kalmıştır.

Tahsin Efendi Nice (Nis) de ölen Fuad Paşa’nın cenazesini İstan­bul’a getirmiş ve Rusya harbinde hemşehrilerinden bir gönüllü ta­buru kurarak savaşa katılmıştı. İran elçiliğinin alt tarafında bulunan taş mektepte(lO) isteyenlere matematik ve astronomi öğretirdi. İnce­leme merakı geçmediğinden “Mevakıf Şerhi” elinden düşmezdi. Münif Paşa’nın(ll) evinde bulunanlardan birisi gibi idi. Konuştuğu kimsenin söylediği şeye karşı gelmek âdeti olduğundan birgün “İza cae el-kaza um’el basar” hükmünü söyleyen birisine yanlış okuyorsunuz, doğ­rusu "İza um el-basar ca’el-kaza”dır demişti. “Göz kör olunca kaza gelir”.


 

 

AÇIKLAMALAR

1. Tahsin Hoca Arnavut asıllı olduğundan kızdığı zaman bu kavmin kendisine mahsus konuşma tarzını kullanır ve onların çabuk kızma karekterini belli ederdi; Sadrazam Fuad Paşa’nın Fransa'da Nis şehrinde ölümü üzerine cenazesini İstanbul'a getirmişti.

2. Meşhur Fransız bilim adamı Lavoisier'nin (1743-1794) koyduğu tanınmış bir teori. Tabiatta yoktan birşey var olmaz var olanda yok olmaz anlamındadır.

3. Herşey Allah'tadır anlamına gelir.

4. Yukarıda da değindimiz gibi Paris’teki Yeni Osmanlıların ayni konuda müş­terek bir çalışma yaptıkları biraz abartılmış bir iddiadır. Leon Cahune ile bir raslantı olarak bazı Jön Türklerin tanıştığı bilinmekle beraber bunu Fransız­larla müşterek bir amaç üzerinde çalışma diye nitelemek mümkün değildir.

5. Yazar, İstiklâl marşını, o zaman bizim böyle bir milli marşımız olmadığı için Vatan marşı olarak adlandırmaktadır. Bilindiği gibi Fransızların milli mar­şı Marcaities'dir.

6. Bu her iki şarkı da halkın sevdiği melodileri yanık ve içli idi. Birincisi "ey gaziler yol göründü yine garip başıma" mısraı ile başlar ve köyünden cepheye giden bir erin ayrılış sahnesini canlandırdığı gibi diğeri de Kırım Savaşı sıra­sında yine halk tarafından çok tutulan "Sivastopol önünde yatan gemiler" diye biraz marşa benzeyen melodisi ile bu savaşın bir hâtırası olarak uzun zaman unutulmamıştır.

7. Büyük Türk bestekârı Itri’nin dini musiki melodileriyle meydana getirdim muhteşem bir bestesidir.

8. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı.
9. Bugün Babı-ı Ali Yokuşu sonunda Milli Eğitim Müdürlüğü 'nün karşısındaki İran konsolosluğu binasıdır.
10. Bâb-ı Âli’den Cağaloğlu ’na çıkarken sağda köşe başındaki bina olup yakın zamanlara kadar Milli Eğ. Bakanlığı Basma Yazı ve Resimleri Derleme Müdürlüğü olarak kullanılıyordu.
11.Münif Paşa o devrin çok yazı yazan ve gençliği okumaya teşvik için çalışan ve bu amaçla Mecmua-i Fünun adlı mecmuayı çıkarmış, Fransızcadan yaptığı tercümelerle gerçekten batı kültürünün ve biliminin memleketimizde tanınmasına ve yayılmasına büyük hizmet etmiş bir bilim ve devlet adamıdır. Yazarı Tahsin hoca hakkında “Münif Paşa’nın evinde bulunanlardan birisi gibi idi” demekle onunla olan ilişkileri anlatılmak istenmektedir.

Kaynak: Tarih Musahabeleri, Abdurrahman Şeref

 

etarih istatistik

Makale Görünüm Sayısı
26004831

Üye Kaydı ve Girişi

67 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi