Erol KÖMÜR

TALEBEYİ NASIL DÜŞÜNDÜRMELİ

TALEBEYİ NASIL DÜŞÜNDÜRMELİ

İHSAN, M. T. T. H. A. (1929)

Düşünce EğitimiMektebin en mühim vazifelerinden biri yetiştirdiği talebeyi düşündürmeğe alıştırmasıdır. Hayatımızın hemen her safhasında basit veya karışık, amelî veya nazarî birçok meseleler üzerinde düşünmek ve onları halletmek zaruretindeyiz.

Hepimiz hemen hergün aşağıda birkaçı sayılan meseleler gibi meselelere münasip hal yolları bulmak için düşünmeğe mecbur oluruz:

Muayyen vakitte bir yere yetişmek için tramvaya binerken cereyan kesildi. Ne yapayım ?

İmtihan fasılasında şu derse mi, bu derse mi çalışayım?

Şu roman, acaba ne suretle neticelenecek ?

Şu futbol maçında hangi taraf yenecek ?

Bana şöyle bir iş teklif ediyorlar. Kabul edeyim mi?

Başım ağrıyor. Ne yapayım ?

Bu bulutlar acaba yağmur getirecek mi ?

Büyük Millet Meclisi şu mesele hakkında acaba nasıl bir karar verecek ?

Bu kanun, neşrinden sonra piyasa üzerinde nasıl bir tesir yapacak?

Filan muharrir hakkında gazetede şöyle bir makale çıktı. Acaba cevap verecek mi ?

Bu şehirde kumaş fabrikası açmak muvafık mı?

Çocuğum benden şu mesele hakkında kitap istiyor. Hangi kitabı tavsiye edeyim ?

Merih’te hakikaten adam var mı ?

Ankara’da alacağım arsayı nerede alayım?

Akvam Cemiyeti bu celsesinde şu mesele hakkında ne gibi bir karar verecek ?

Şu meseleyi filâna açmak istiyorum. Nasıl açayım ?

Çocuğumu hangi mesleğe vereyim ?

Gazetedeki şu bilmecenin halli nedir ?

Mademki hayatımızın her safhasında karşımıza çıkan binbir mesele ürerinde düşünmek ve bunları halletmek zaruretinde kalıyoruz, mektebe gelen çocukları de muhtelif meseleler üzerinde düşündürmeğe ve bu meseleleri halliçin ne yoldan gideceklerini kendilerine öğretmeğe mecburuz. Bu makalede çocukları düşündürmek için nasıl bir yoldan gitmemiz lâzım geleceğini tetkik edecektir.

Evvelâ bir vaziyet karşısında ne zaman düşünmeğe mecbur olduğumuzu tetkik edelim. Eğer karşısında kaldığımız vaziyet çok sade ve bizim çok alışık olduğumuz bir vaziyet ise, bu vaziyete derhal intibak için bir engel yok demektir. O halde düşünmeğe ihtiyaç kalmaz. Evde yemeğin hazır olduğu söylendiği zaman kalkıp sofraya oturmaktan ve yemeğe başlamaktan başka düşünceye, mesele halline lüzum yoktur. Adresimize gelen taahütlü bir mektubun makbuzuna imzamızı atmak için uzun uzadı düşünmeğe de hacet yoktur.

Bazan bir vaziyet karşısında şevki tabiînin tesiri altında o vaziyete hemen intibak ederiz. Arkamızdan bir otomobilin birdenbire bize yaklaştığını hissederek hemen bir tarafa kaçmamız bu kabildendir. Bu vaziyette muhakemenin rolü yoktur. Eğer karşısında kaldığımız vaziyet, bizim evvelce elde etmiş olduğumuz bir bilgi ile hallediliyorsa o zaman da düşünmeğe mahal kalmaz. Bu gün ekspres treni ile Ankara’ya geleceğini bildiğimiz bir zatı karşılamak istiyorsak ve ekspresin Ankara’ya kaçta geldiğini daha evvelden öğrenmiş isek bu hususta yeniden düşünmeğe lüzum kalmaz. Bizim için “mesele,, yok demektir.

Arz ettigimiz bütün bu vaziyetlerde ya vaziyetin çok sade olması veya o vaziyete alışık olmamız veya şevki tabiînin tesiri altında hemen harekete gelmemiz veya bir vaziyet karşısında eski bilgilerimizden hemen istifade etmemiz dolayısile vaziyete derhal intibak ettiğimiz, meseleyi hemen bizi tatmin edecek bir yolda halletmeğe muvaffak olduğumuz için o vaziyetler karşısında uzun uzadı düşünmeğe lüzum kalmamaktadır. Karşısında kaldığımız vaziyet, derhal bizi tatmin edecek bir yolda hallolunmazsa, vaziyete intibak için bir noksan, bir şüphe, bir kat'iyyetsizlik, bir tereddüt hasıl olursa o zaman düşünmeğe muhtaç oluruz, o zaman karşımızda bir “mesele,, var demektir. Meselâ bize gelen bir taahütlü mektubun makbuzuna imza atmak için düşünmeğe ihtiyaç hasıl olmadığı halde bize uzatılan bir kefalet senedine imza atmak için düşünmeğe ve kime, ne gibi şartlar altında kefil olmağa çağrıldığımızı düşünerek bu senede imza atmamızın doğru olup olmadığını muhakeme etmeğe mecbur oluruz.

Hasılı, bir vaziyet karşısında elde ettiğimiz hal yolu hale mutabık olmazsa veya o vaziyet karşısında bizi tatmin edecek bir hal sureti hemen kendini göstermezse o zaman düşünmeğe mecbur oluruz. Her günkü hayatımızın birçok safhalarında düşünceye muhtaç kalmamız, şevki tabii, itiyat ve hafızanın bizi derhal tatmin edecek bir neticenin husulüne kâfi gelmesinden neş’et etmektedir.

Verdiğimiz izahattan şu netice çıkar ki biz, ancak mecbur olduğumuz zaman, bir vaziyet karşısında o vaziyete hemen intibaka imkân görmediğimiz vakit düşünürüz.

Bunun için çocukları düşündürmek istiyorsak onları da üzerinde düşünecekleri bir mesele karşısında bulundurmamız lâzımdır.

Düşünme ve muhakeme yalnız erginlere mahsus bir zihnî halef zannolunmamalıdır. Düşünme üç yaşından küçük çocuklarda bile kendini gösterir. Öteki kabiliyetler gibi düşünme ve muhakeme de gittikçe inkişafa müsteittir. Vakıa çocukların düşünmeğe müracaat ettikleri vaziyetler çok sadedir. Erginlere bu düşünceler çok basit görünür. Fakat ehemmiyetsiz gibi görünen bu vaziyetlerde çocuk da bir gayeye varmak için düşünmeğe mecbur olmaktadır. Bir oyuncağın kaybolması, oyun arkadaşlarından birinin ayrılması, bir kadehin kırılması gibi çocuğun her günkü hayatında rasgeldiği birçok vaziyetler, onu düşünmeğe sevk için birer vesile teşkil ederler. Bir düşünce veya muhakemede ehemmiyetli nokta, vaziyetin nev’i veya kıymeti değil, düşünürken takip edilen yoldur. Çocuğun elindeki mutalar, yanlış olduğu veya kâfi olmadığı için kendisini yanlış bir neticeye götürdüğü halde düşünürken takip ettiği yolun doğru olması ihtimali vardır. Düşünme ve muhakeme hususunda erginlerle çocukların arasındaki fark, nihayet derece farkıdır. Yoksa ikisinde de düşünme kabiliyeti vardır. Eğer bir çocuğu her gün tesadüf edeceği birçok vaziyetler karşısında iyi düşünmeğe alıştırırsak o çocuğun yarın rasgeleceği vaziyetlerde doğru düşünmesine yol hazırlamış oluruz. Düşünmeği yalnız erginlere mahsus bir imtiyaz diye telâkki ederek çocuklar: muhtelif hadiseler, vaziyetler ve meseleler üzerinde düşündürmemek, onların ileride de birçok meseleler üzerine düşünmelerine set çekmek demektir. Amerika’nın büyük terbiyecisi John Dewey’nin dediği gibi çocuğun düşüncesinden azamî istifade etmiş olmasıdır ki gençlikte ve daha yaşlı iken yüksek bir faaliyet göstermesini vait veya temin eder...

Görülüyor ki çocukları düşündürmek için ilk şart onları düşünecekleri bir mesele karşısında bulundurmaktır. Burada dikkat olunacak nokta, gocuğu düşündürmek iğin seçilecek meselenin muallimin meselesi değil, çocuğun meselesi olmasıdır. Çocuğun bir meseleyi halliçin uğraşması, bütün düşüncesini bu meseleye hasretmesi ancak o mesele ile alâkadar olması ile kabildir. Seçeceğimiz mesele ancak bize, erginlere alâka verecek bir mesele ise çocuk onu halliçin kendini vermez. Eğer bir çocuğu düşündürmek için seçeceğimiz meseleyi çocuğun kendi hayatından seçerek ve seçtiğimiz bu meselede çocuk o vakte kadar dikkat etmediği, beklemediği, meraklı bir cihet bulursa o zaman meseleyi halliçin bütün kuvvetini sarfeder. Bundan çocuğa hallettireceğimiz meselenin mutlaka çocuğa amelî bir menfaat temin edecek bir mesele olması neticesi çıkarılmamalıdır. Vakıa gerek çocuklarda, gerek erginlerde, neticesi kendilerine menfaat temin edecek meselelerin halline daha çok temayül görülür. Bununla beraber geçek çocukların, gerek erginlerin yalnız neticesi amelî bir faideye müncer olacak meselelere kendilerini verdikleri iddia olunamaz. Çocukların halledecekleri meseleler daima bu neviden olmaz. Olması zarurî de değildir. Çocukların mühim bir kısmı hazan, bazısı da çok zaman sadece faaliyet arzusu ile düşünmekten zevk alırlar. Kendi meraklarını tahrik eden meseleler mücerret de olsa, değilini ki onun neticesini bulmaktan zevk alıyorlar ; çocukların bu meselelerle de uğraştırılması faideli ve lâzımdır. Biz, çocuklara hallettirilecek meselelerin çocuklara alâka verecek meselelerden olmasını iltizam etmekle mutlaka çocuklara amelî faide temin eden meselelere değil, mücerret olan ve fakat çocuğun merakını tahrik edecek bir mahiyette bulunan meselelere de icap ettikçe ehemmiyet verilmesini iltizam etmiş oluyoruz. Onun için mektepte her derste çocukları alâkadar edecek her nevi meselelere mevki vermelidir.

Şunu da söyliyelim ki biz çocuklarda ve gençlerde düşünme kabiliyetinin inkişafına ehemmiyet verdiğimiz zaman, kendilerini yalnız önlerine konulan meseleleri halliçin uğraştırmayı gözümüzün önüne getirmiyoruz. Ayni zamanda onların her günkü hayatlarında ve derslerinde karşılarına çıkacak meseleleri keşfetmeğe de kendilerini alıştırmayı iltizam ediyoruz. Filhakika bazı adamlar vardır ki uğraştıkları sahada başkaları tarafından önlerine konulan meseleleri halliçin ellerinden geleni sarf ederler. Fakat o sahada mevcut olması muhtemel olan meseleleri kendi kendilerine bulup meydana çıkaramazlar. Bir kimsenin ancak önüne konulan bir meseleyi halletmesi ve etrafındaki mes’eleleri bulup meydana çıkaramaması büyük bir noksandır. Birçok adamlar vardır ki her günkü hayatlarının hemen her safhasında halledilmeğe muhtaç birçok meseleler meydanda olduğu halde kendilerinde o meseleleri bulup çıkaracak bir gez yoktur. O adamlar, meseleler kendilerine gösterildiği zaman onları halledecek bir liyakati haiz olsalar bile kendi kendilerine o meseleleri birer birer bulup meydana çıkaracak bir vaziyette olmadıktan sonra hayatlarını ve işlerini müsmir bir surette tanzim iktidarını kazanmış sayılamazlar. Meselâ bir sınıfta ders veren ve dersini muvaffakiyetle vermek için elinden gelen her şeyi yapmağa elinden geldiği kadar çalışan bir muallimin etrafında kendim gösteren meseleleri bulup meydana çıkaracak gözü olmazsa o muallimin bütün iyi arzularına rağmen muvaffakiyetle dersini idare etmesine imkân var mıdır? Bir fabrika, bir banka gibi mudil bir idare mekanizması şöyle dursun ufak bir dükkâna bile mütehassıs gözü ile bakıldığı zaman o işin daha mükemmel ve daha müsmir olmasına yarıyacak birçok tedbirler almak mümkün iken çoğu pek basit olan o tedbirlerin varlığından bile o dükkâncının haberi olmadığı görülür. Demek ki o dükkâncının zihni, etrafında kendini gösteren meseleleri bulup çıkaracak derecede inkişaf etmemiştir.

Hasılı mektep, talebesini yalnız karşılarına çıkan meseleleri halliçin çalıştırmamak, ayni zamanda çocuğu kendiliğinden bulup çıkaracağı meseleleri halletmeğe de alıştırmalıdır. Biz hayatta birçok meseleleri kendi kendimize halletmek mecburiyetinde kaldığımız gibi birçok meseleleri de bir zümre halinde çalışarak, başkaları ile münakaşa ederek halleylemek zaruretinde bulunuruz- Bir işi etraflıca düşünmüş olan bir adamın bile o işin bir zümre arasında münakaşası sırasında o işin hatırına evvelce gelmemiş olan noktaları üzerinde düşünmeğe mecbur olduğu ve bazan karşısındaki muarızları yola getirmek için o vakte kadar hatırına gelmiyen deliller bulup ileri sürdüğü vardır. Bir meselenin bir zümre tarafından münakaşası sırasında her fert, azami derecede etraflı düşünmek zaruretinde kalır. Onun içindir ki mektep, çocuklara ferdî olarak muhtelif meseleleri hallettirmek için ne kadar ehemmiyet veriyorsa onları İçtimaî bir zümre halinde de birçok meseleleri düşünmeğe sevk için imkân hazırlamağa da o derece dikkat etmesi lâzımdır.

Şimdi herhangi bir meseleyi hallederken ne gibi noktaları dikkat önünde bulundurmamız lâzım geldiğini tetkik edelim. Bu hususta bize en faideli surette rehberlik edecek kimseler, hayatlarında hayatın birçok meseleleri üzerinde düşünmüş olan büyük mütefekkirlerdir. Büyük mütefekkirlerin bir kısmı, bazı mühim meseleler üzerinde nasıl düşündüklerini ve kat’î neticeye nasıl vardıklarım tesbit etmişlerdir. Bu mütefekkirlerin bir mesele hallinde takip ettikleri yolu tetkik edersek bizim de bir meseleyi halliçin hangi noktalara ehemmiyet vermemiz lâzım geleceği meydana çıkar.

Büyük mütefekkirlerin mesele hallinde başlıca şu noktalara ehemmiyet verdikleri görülür:

1. Bir meseleyi düşünürken birçok hal yolları bulmağa çalışmak.

2. Bu hal yollarından her birini açık bir zihinle ve bitaraf bir gözle tetkik ve tenkit ederek işe yaramayanlarını bir tarafa atmak.

3. En muvafık olan hal yolunu bulup çıkarmak ve bunun doğru olup olmadığını tetkik etmek.

4. En muvafık olan hal yolunu bulup doğruluğunu tahkik edinceye kadar şüphe vaziyetini takınmak ve hükmü talik etmek.

Şimdi bu noktalardan istifade ederek derste çocukları düşündürmek için hangi yolu takip edeceğimizi tetkik edelim:

1. Çocukları düşündürmek için onları düşünecekleri bir mesele karşısında bulundurmamız lâzım geleceğini yukarıda söylemiştik.

Çocuklara hallettirilecek bu mesele çocukların seviyesine uygun olmalı ve çocukların tecrübesi bu meselenin neticesini almağa müsait olmalıdır. Bazan bir dersin sonunda kendiliğinden meydana çıkan veya çocuklardan biri tarafından ortaya atılan ve o derste halledilmesine vakit kalmamış olan bir mesele, ertesi derste halledilmek için en münasip bir mevzu teşkil eder.

2. Çocuklar, halledecekleri meselenin halli için lâzımgelen bilgileri ve mutaları ya evvelki tecrübelerde almış bulunmalı veya bu bilgileri tecrübe ile veya herhangi bir kitaba müracaatla elde edecek bir iktidarı olmalıdır.

3. Çocuklar o meseleyi halliçin bir alâka duymalıdır. Meraklı bir şeyi halletmek arzusu insanda tabiîdir. Bununla beraber muallim, talebeyi bu hususta faaliyete sevk için çocukların “rekabet., insiyakından da istifade edebilir. Zümre halinde bir meselenin halline çalışılırken her talebenin, meselenin halline yarıyacak en muvafık hal yolunu bulup teklif etmesi, başkaları tarafından teklif olunan hal yollarının zayıf noktalarını bulup çıkarması, hasılı meselenin hallinde mühim rolün kendisine ait olması arzusunu duyması tabiîdir.

4. Hallettirilecek meselenin çocuklara iyice kavratılması ve çocukların onu arkadaşlarına vazıh olarak ifade etmeleri elzemdir. Bir meselenin iyi anlaşılıp ifade edilmesi o meselenin hallinde çok işe yarar. Bazan bir mesele üzerinde düşünülürken bizi tatmin edecek vazıh bir netice alınamaması o meselenin ortaya vazıh olarak konulmamış olmasından neş’et ettiği çok defa tecrübe edilmiş bir hakikattir. Halledeceği meseleyi çocuğun kavraması onun halline kendisini yaklaştıracak en mühim amildir. Kavradığı bir meseleyi çocuğun arkadaşlarına ifade etmesi de o meseleyi kavramış olduğunun vazıh delilidir.

5. Hallettirilecek meseleyi çocuklara kavrattıktan ve onlara meseleyi vazıh olarak ifade ettirdikten sonra muallimin ehemmiyet vermesi lâzımgelen nokta, kat’î netice elde edilinciye kadar meselenin talebenin zihninden çıkmamasıdır. Çocukların bir meseleyi hallederken o mesele ile alâkası olmıyan başka bir meseleye atlamaları ihtimali vardır. Bazan muallimlerin talebenin hevesini kırmamak kaygusu ile çocukların elde bulunan meseleye taallûku olmıyan noktalar hakkında ileri sürdükleri fikirlere göz yumdukları görülmektedir ki doğru değildir. Çocuklar eldeki meseleyi, netice alınıp tahkik edilinciye kadar göz önünden ayırmamalı, başka noktaları araya karıştır-mamalıdır. Muallim, bu hususa iyice dikkat ederse talebeyi yarın herhangi bir celsede herhangi bir mesele müzakere edilirken mevzudan dışarı çıkmamaya alıştırmış olur. Herhangi bir celseyi idare eden zatın dikkate alması lâzım gelen bu noktayı muallimin bilhassa göz önünde bulundurması lâzımdır.

6. Talebeyi düşünecekleri bir mesele karşısında bulundurduktan sonra dikkate alınacak nokta, talebeyi hal yolları bulup teklif etmeğe sevk eylemektir. Bir mesele hakkında düşünürken muvafık hal yolları bulup meydana çıkarmak düşünme vetiresinin en mühim safhaların' dan biridir. Bir mesele karşısında hal yolları bulmak kabiliyeti mühim bir meziyettir. Bu hususta fertler arasında büyük farklar görülmektedir. Bazıları bir mesele karşısında muvafık hal yollarından birini bile bulmakta müşkülâta uğrarlar. Bazıları bir yoldan başkasını bulamazlar. Bir kısmı ise derhal birkaç hal yolu bulmağa muvaffak olurlar. Bir kısım fertler hal yolu bulmakta sür’at, bir kısmı da bataet gösterirler. Muallim, talebesi arasında görülecek bu gibi hususiyetleri dikkate almalıdır.

Üzerinde düşünecekleri meseleyi halliçin talebeyi muhtelif hal yolları bulup çıkarmaca sevkederken muallim şu cihetlere dikkat etmelidir.

Bir meseleye hal yolu bulmanın üç yolu vardır:

a. Halledeceğimiz meselenin muhtelif kısımların, veya muhtelif unsurlarını birbirinden ayırmak ve her birine ayrı bir hal yolu bulmak.

b. Eski tecrübelerimize müracaat ederek eldeki meseleye benzer vaziyetlerde meselenin ne yolda halledildiğini hatırlamağa çalışmak, veya, Hesap ve Coğrafyada olduğu gibi, halledeceğimiz meselenin hallinde işimize yarıyacak umumî prensipleri ve kaideleri gez önüne getirmek.

c. Meseleye bir hal yolu olarak ortaya bir faraziye ileri sürmek.

Şimdi bu üç yolu ayrı ayrı tetkik ederek muallimin bu yolların her birinde talebeye ne suretle rehberlik edebileceğini görelim.

a. Bir meseleyi hallederken meselenin muhtelif kısımlarını, muhtelif unsurlarını ayrı ayrı dikkate alarak her birine ayrı hal yolu bulmak, meselenin umumiyetle hallini çok kolaylaştıracak bir yoldur. Bu suretle az çok karışık olan bir vaziyeti tahlil etmiş, onu daha sade kısımlara ayırmış oluyoruz. Karışık bir meselenin toptan halline teşebbüs olunması bizi müşkülâta düşürebilir. Halbuki meseleyi muhtelif kısımlara ayırmak, o kısımlardan evvelâ birini alarak ona muvafık hal yolu bulmağa çalışmak vaziyeti daha sade bir şekle sokmak demektir. Bu yoldan gidildiği takdirde evvelce karşımıza birleşmiş bir halde çıkmış olan müşkülâtın arasına ayrılık sokmuş ve bu suretle o müşkülâttan her birini ayrı ayrı yenmek için imkân bulmuş oluruz.

Sınıfta bir meseleyi talebesine hallettiren muallim de onları ayni yola sevk etmelidir. Muallim her meselenin muhtelif cephelerine talebenin dikkatlerini celb etmeli ve o cephelerin her biri için ayrı hal yolu bulmağa onları teşvik etmelidir.

b. Bir meseleye hal yolu bulmağa talebeyi sevk için gidilecek bir yol da onlara evvelce görmüş oldukları kaideleri ve umumî prensipleri hatırlatmaktır. Meselâ iyi bir limanın ne gibi şartları bulunması lâzım geleceğini tetkik etmiş olan bir sınıfa filân yerin iyi bir liman olup olmıyacağı meselesi hallettirilirken muallimin talebeye eski bilgilerini hatırlatması faidelidir. Bir hesap meselesini hallederken talebenin evvelce o meseleye benzer meselelerin ne suretle halledilmiş olduğunu göz önüne getirmesi de meselenin hallini kolaylaştıracak bir tedbir olur. Bu gibi hallerde muallim, evvelce öğrenilmiş olan kaide veya prensibi talebeye yeniden izah edecek değildir. Yalnız talebeye o prensibi hatırlatacak ve kendilerine bulduracaktır. Bazan muallim Bir , verin iyi bir liman olması için ne gibi şartları olduğunu evvelce tetkik etmiştik; ona göre düşününüz.,, der. Bazan da: "evvelce kitapta buna benzer bir mesele geçmişti. Kitabınıza bakınız ve o meselenin nasıl halledildiğini bulunuz.,, diyerek talebeyi kitap karıştırmağa davet eder- Talebenin evvelce öğrenmiş olduğu bir şeyi zihnen hatırlaması ne kadar faideli ise bir kitapta görüp tetkik etmiş olduğu bir meselenin yerini kitapta yeniden bulup çıkarması da o kadar faidelidir.

Şunu da söyliyelim ki muallim bazan, hallettirdiği meseleye benzer meselenin evvelce halledilmiş olduğunu talebeye söylemiyerek bu cihetin düşünülmesini talebeye bırakır.

c. Eldeki meseleye hal yolu bulmak için gittiğimiz üçüncü yol da tahmin Yapmak, bir faraziye ileri sürmektir. Bir şey üzerine düşünürken ‘Acaba bunun sebebi şu olamaz mı?,, veya “Bir de bu yoldan gitsek acaba ne netice alırız ?„ gibi bir tahminde bulunmamız bir nevi faraziyeye gitmemiz demektir. Bazan muhtelif hal yolları arasında bir tahmin, bir faraziye olarak hatırımıza geldiği halde pek aykırı bulup ta tahkikine lüzum bile görmediğimiz bir yolun bir müddet sonra tahkikine teşebbüs ettiğimiz zaman evvelce aklımıza gelen hal yallarının hakikate en uygun düşeni olduğu görülür. Muhtelif derslerde talebeyi muhtelif faraziyeler ileri sürmeğe teşvik etmelidir. Her halde talebeden birinin ileri sürebileceği bir faraziyeyi bir bakımda aykırı bularak hemen reddine kalkmak doğru değildir. İlim tarihi, ilk defa ileri sürüldüğü zaman herkesin istihzaasına ve hatta hücumlarına uğrıyan birçok faraziyelerin sonradan doğruluğunun tahakkuk ettiğini gösterecek misallerle doludur.

7. Şimdi düşünmenin başka bir safhasına geliyoruz. Talebe meseleyi anladı, tahlil etti, hal yolları aradı ve buldu. Şimdi sıra talebe tarafından ileri sürülen muhtelif hal yollarından her birinin kıymetini takdir etmeğe, bunlardan hangisinin doğru olduğunu tahkik etmeğe geldi. Muallimin bu safhadaki vazifesini de tetkik edelim.

Düşünmenin bu safhasında üç noktaya ehemmiyet verilmesi lâzımdır: Birincisi, şüphe vaziyetini sonuna kadar muhafaza etmek, yanı bulunacak hal yolunun doğruluğu kat’î olarak sabit oluncıya kadar hükmü talik etmek ve açık zihinliliği elden bırakmamak. İkincisi, hal yolu olarak ileri sürülen bütün teklifleri tenkit etmek, yani her birinin doğruluğunu teyit edecek veya zayıflatacak noktaları gözden kaçırmamak. Üçüncüsü, ileri sürülen tekliflerle neticeleri (evvelce kat’î olarak bilinen veya tecrübe ile elde edilmiş olan, veya otorite sayılan âlimler tarafından yazılan ilmi eserlerde teyit olunan vakıalara ve hakikatlere göre) tahkik etmek.

Bu üç noktayı birer birer izah edelim:

a. Bir meseleyi hallederken hemen hüküm vermeğe kalkışmamak, kat’î hükmü sonuna kadar talik etmek düşünme vetiresinin en mühim meselesidir. Kat’î netice alınıncaya kadar şüphe vaziyetini muhafaza etmek, peşin verilmiş hükümlerin tesiri altında kalmamak, ileri sürülen iddiaların kıymetini bitaraf bir gözle takdir etmek, bir mesele üzerinde düşünmekte olan her adamın alması lazımgelen vaziyettir ki terbiyeciler bu vaziyeti “açık zihinliliği muhafaza,, tabiri ile ifade ederler. (Buradaki açık zihinliği zihin açıklığı ile karıştırmamalıdır.)

Muallim, talebenin ileri sürdüğü tekliflerin ve iddiaların kıymetini sükûn, itidal, ve açık bir zihinle takdir etmeğe onları alıştırmalıdır.

Talebe arasında hayatta rasgelinen birçok fertlerde olduğu gibi — ileri sürdüğü iddiaların kıymetini takdir etmeğe lüzum görmeden kendi fikrinin doğruluğunda ısrar eden inatçılara tesadüf olunur, Doğru düşünmeğe engel olan bu zihniyetten o gibi talebeyi kurtarmak muallimin vazifesidir. Bu zihniyetin talebesinde yerleşmesine göz yuman muallimler, o talebeye çok büyük bir fenalık etmiş olurlar. Muallimin kendisi bir iddianın doğruluğunu bulmak için bitaraf, açık zihinli bir araştırıcı vaziyetinde bulunmalı ve bu hususta talebesine imtisal numunesi olmalıdır. Bütün tedrisatımızın hedefi, talebede her işte daima hakikati arayıp bulmak arzusunu bir mefkure haline getirmek olmalıdır.

b. Talebe, bir meselenin halli için ileri sürülen iddiaların her birini tenkit etmeli, yani bunlardan her birinin doğru olmadığını gösterecek noktaları bulup çıkarabilmelidir. Muallim, talebe tarafından ileri sürülen iddiaları, o iddiayı ileri süren talebeye olduğu gibi onun arkadaşlarına da tenkit ettirmelidir. Bir hal yolu bulup meydana çıkarmakta muvaffak olamıyanların başkaları tarafından bulunan hal yollarını tenkitte hazan büyük maharet gösterdikleri vardır.

c. İleri sürülen hal yolunun doğruluğunu tahkik etmek te düşünme vetiresinin mühim bir safhasıdır. Talebe elde ettiği neticenin doğru olup olmadığını mehenkten geçirmek için ya evvelki tecrübelerine veya derste yeniden yapacağı tecrübeye veya otorite olan âlimlerin tesbit eyledikleri vakıa ve hakikatlere müracaat eder. Bu yollardan her birinin tutulacağı meseleler vardır. Öyle neticeler olur ki tecrübe ile tahkiki kolaydır" Tecrübe ile neticenin tahkik edilmesini talebe de istiyebilir. Talebenin elde edilen neticenin bir kerre de tecrübe ile tahkikine lüzum göstermesi ilmi zihniyetin yavaş yavaş kendisinde inkişaf ettiğini gösteren bir alâmettir ki memnuniyetle karşılanmağa değer. Şurası da vardır ki birtakım meselelerin tecrübesi çok zaman ve çok ceht sarfına lüzum gösterir ve bu tecrübelerin sınıfta veya mektepte yapılmasına bazan imkân olmıyabilir. Bu gibi hallerde o tecrübeleri ilmi şartlar altında yapmış ve doğruluğunu tahkik etmiş olan âlimlerin şehadetlerine başvurmamız zaruridir. Talebenin her kitapta rasgelcceği her fikrin mutlaka doğru olması lâzım gelmiyeceğini bilmesi ne kadar lâzımsa hakikaten âlim olanların, ilim âleminde otoritesi tanınmış bulunanların muhtelif eserlerde tesbit ettikleri ilmi hakikatlerin kıymet ve ehemmiyetini takdir etmesi de o kadar mühimdir. Yoksa hiç bir meselede hiç bir otorite tanımıyarak her şeyi kendi el ile tecrübe etmeğe kalkışmak amelî bir yol değildir. 

8. Meselenin İm İL i sırasında talebenin ipin ucunu kaçırmaması ve elde edilen neticeleri bir bakışta görebilmesi için muallimin şu tedbirleri alması lâzımdır:

a. Münakaşa sırasında ileri sürülen başlıca fikirlerin hulâsasını tahtaya yazmalı veya yazdırmalıdır.

b. Meselenin halli için elde edilen bilgiler ve mutaların yerine göre birer diyagram veya grafiklerle tesbit edilmesi çok faideli olur.

Meselenin her safhasında o meselenin hangi noktaları tetkik edilmiş, ve tetkik edilmedik daha hangi noktaları kalmış olduğu talebeye sık sık buldurulmak ve söyletilmelidir.

9. Muallim, mesele halli hususunda talebe arasında kabiliyetçe çok büyük ayrılıklar bulunduğunu gözden kaçırmamak lâzımdır. Muallim, her talebeyi zekâsının müsait olduğu azami derecede düşündürmeğe çalışmalı, yoksa bütün talebeyi ayni derecede düşündürme gayesini gütmemelidir.

Muallim, talebe arasında kabiliyeti mahdut olanlara biraz uğraşarak bulabilecekleri meseleler verirse onları daha başka meseleler halline teşvik etmiş olur. Bununla beraber muallim, çok zeki talebeyi de liyakatleri nisbetinde meseleler karşısında bulundurmalıdır. Bazan muallim, bir meselenin birbirinden güç safhalarından en güç kısımlarını en kabiliyetli olanlara ve daha kolay noktalarım daha ar kabiliyeti olan galebeye vererek hallettirir.

Muallim, bir taraftan da sınıfta muhakemesi iyi fakat bati olanlarla muhakemesi iyi fakat mahcup olan talebeyi bulmalı, evvelkilere meseleler verirken kendilerinden lüzumundan fazla sür’at istememeli, İkincilere de evvelâ kolay meseleler vererek onları açmalı, gittikçe meseleleri zorlaştırmalıdır.

İleri sürdüğü hal yollarının makul olup olmadığına bakmıyarak her hatırına gelen fikri ileri süren talebenin dizginlerini kısmak mecburiyeti vardır. Bu hususta muallimin yapacağı ihtarlara ehemmiyet vermiyerek aykırı yoldan gitmekte devam eden talebeye böyle devam ederse fikirlerini münakaşa sırasında dikkate almamağa mecbur olacağını anlatmalıdır.

10. Muallim, meseleleri hallettirirken izah ettiğimiz safhaların her birinde talebeye rehberlik ettiği gibi mesele hallinin muhtelif safhalarında İlmî düşünme yolundan gitmeği onlarda itiyat haline sokmağa da çalışmalıdır. Talebe bir meseleyi tetkik ederken araya başka mesele karıştırmamağı, meseleyi sonuna kadar göz önünden uzaklaştırmamağı, icabında vaziyeti tahlil etmeği, neticenin doğruluğu tahkik edilinciye kadar ileri sürülen iddiaları, tahminleri, hal yollarını açık bir zihinle ve bitaraf bir vaziyette tetkik ve tenkit etmeği, elde edilen neticeyi tahkik için uğraşmağı göze almağı ve meselenin her safhasında ne gibi noktaların tetkik edilmiş, ve tetkik edilecek daha ne gibi noktalar kalmış olduğunu tesbit etmeği âdet edinmeli ve handı hususta olursa olsun düşünürken ilmi yoldan gitmeği kendisi için bir mefkure saymalıdır.

etarih istatistik

Makale Görünüm Sayısı
26004824

Üye Kaydı ve Girişi

61 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi