Hekim Beydeba

ANNE KURT İLE İTİN HİKAYESİ

ANNE KURT İLE İTİN HİKAYESİ

Ufuk karanlık, gökyüzünün renklerini seçemeyecek kadar. Ama gece değil, gündüzün ortası olsa gerek, güneş yüzünü göstermiyor, acaba söndü mü? Kurt dumanlı havayı sever derler. Fakat havadaki sis de değil duman da. Gök gürlemiyor, şimşek çakmıyor; demek ki gelen yağmur değil. Hafif bir meltem esse kokusundan anlaşılacak yangın mı var çöl fırtınası mı? Yoksa baykuşların anlattığı kıyamet mi kopuyor?

Erkekler üç gündür avda. Hala dönmediler. Ya av bulamadılar, ya büyük bir avın peşindeler ya da kuyruk sallayan dişi bir itin peşindeler. Diğer ihtimali düşünmek için henüz erken. Kapkara gökyüzünde seçilecek kadar koyu bir karanlık beliriyor ufukta. Hızla yaklaşan bir gölge geliyor kayalıklara doğru. Çıkardıkları seslere bakılırsa bunlar bir karga sürüsü … İçlerinden en boşboğazı Pembe Gaga sesleniyor:

… Boşuna bekleme Ela Gözlü sizinkileri itler pusuya düşürdü. Hiçbiri kurtulamadı.

Ela Gözlü:

… Ne diyorsun Pembe Gaga? Aşağıya gel de anlat.

Pembe Gaga aşağı gelmek şöyle dursun, sürüden kopmamak için acele acele kanat çırparak karanlığın koyuluğunda görünmez oluyor. Ela Gözlü, üç gündür aç; inde dokuz enik iki gündür süt içemiyor. Henüz gözleri bile açılmadı. Bir gün daha aç kalırlarsa yavaş yavaş ölecekler. Ela Göz acilen av bulmak zorunda. Hem de bu karanlıkta. Vakti çok az, enikler uyanmadan geri dönmeli.

Erkeklerin üçgünlük ayak izlerindeki kokunun yolundan karanlık ormana kadar ilerliyor. Ormandan gelen ırmağın bataklıklarında akbabaların cümbüşü Pembe Gaga’nın verdiği kötü haberin manzarası. Bataklıktaki sazları sağa sola yaslaya yaslaya gelen biri ilerlemekte, Ela Göz kulaklarını dikip bekliyor. Burnu kan içinde yediğinden sarhoş olmuş Benekli çakal bu. Gayet alaycı bir ifadeyle:

… Ooo, leydi Ela Göz, dişi kurtların tanrıçası, cenaze merasimi için mi geldiniz. Amanin siyah eşarbınız ile siyah gözlüklerini takmayı unutmuşsunuz.

… Terbiyesizlik etme it bozması, ne biliyorsan onu anlat… ', '

… Eh hanım, sizin erkeklerin çapkınlıkları malum, eh itlerde tüyü düzgün bir dişi bulmuşlar, anlarsın hani, Tüyü Düzgün kuyruğunu sallaya sallaya seninkileri bu sazlığa getirdi. Uzun süredir böyle bir organizasyon olmamıştı. Yedi kurdun yedisi de ganimet tabi doksan itin dişinin kovuğunda bile kalmadı. Hepsi uluya uluya can verdiler. Küçük kardeşinin de kulağı epeyce lezizmiş. Bak ne diyeceğim sana; dişi halinle buralarda fazla dolaşma itler seni…

Demeye kalmadı, Ela Göz bir hamleyle Benekli çakalı bir daha konuşamamak üzere susturdu. Baba, koca ve beş kardeş için nefretini söndürmeye yetmezdi ama en azından o anki öfkesini dindirdi. Kısa bir av operasyonundan sonra ininin yolunu tuttu. Aslında avlanmak bu kadar basitti. Ne olurdu ki erkekler biraz uçkurlarına hakim olsalardı? Şimdi hepsi yaşıyor olurlardı? İndeki enikler de büyüdüklerinde acaba onlar gibi mi olacaklardı?

Ela Göz, cevapsız soruları ile yoluna devam ederken gökyüzü ona yardım edercesine aydınlanmaya başladı. İne geldiğinde sütünü yavruları ile paylaştı. Eniklerin gözleri açılmaya başlamıştı. O zaman bir an önce onlara isim bulmak gerekti. Giden yedi kurdun yerine tam dokuz kurt. Acaba gidenlerin isimleri yaşasın diye onların adlarını mı? Vermeliydi. Yok yok hayır, büyüdüklerinde nasıl olsa atalarının avlandığı ormanlarda onların nasıl öldüklerin öğrenceklerdi. Onlara yeni isimler bulmalıydı. Hepsini tek tek yalamaya koyuldu. Annelik hislerinin nasıl bu kadar çabuk geliştiğine kendi bile inanamıyordu Ela Göz. Daha bir yıl öncesinde gebe kurtlara takılıp kilonuz postunuza sığmıyor bu yaz dereye giremeyeceksiniz diye alay ediyordu.

Günler geçti, enikler serpilmeye başladı artık vakti gelmişti. Ela Göz eniklerin hepsini yalçınkayanın zirvesine çıkardı. Rüzgarın kulaklara sonsuzluğun melodisini fısıldadığı bu kayadan ovadan ormana, büyük denizden steplere kadar her yeri görmek mümkündü. İşte dolunay gök kubbeyi gündüz gibi aydınlatmaya başladı. Varlık karanlığa gizlenmeye çalışsa da Dolunay onların gölgelerini ele vermekte ısrarlı. Vakit tamam merasim başlamalı.

--- Anne, bizi neden buraya getirdin?

Ela Göz,

----- Ad koyma töreni yapacağız oğlum, onun için hazırlandık, onun için bu anı bekledik, onun için bu kayaya geldik. Adlarınızı unutmayın birbirinizi bu kutsal mekandaki, kutsal zamandaki halinizle hep kutlu olarak hatırlayın diye…

----- Anne, ad ne işe yarayacak?

----- Birbirinizi bu adlarla çağıracaksınız kızım. Ormandaki hayvanlardan bu adlarla ayrılacaksınız, yaptığınız bütün büyük avlar bu adlarla yaşayacak, siz bir gün ölseniz bile bu adlar hayvanlar aleminde hiç unutulmayacak.

Sen, patileri güçlü oğlum senin adın Kaya Pençe,

Sen, gözleri mavi kızım senin adın Gök Mavisi,

Sen, burnunu göğe dikip saçlarını rüzgarlara taratan oğlum, senin adın Kutlu Yele,

Sen, kulakları ile yerin altındaki cehennemden bile haber veren oğlum senin adın Kesik Kulak,

Sen, alnındaki beyazı perileri kıskandıran kızım senin adın Alımlı Işık,

Sen, haykırdığında enginlere sığmayan oğlum senin adın Yırtıcı Ses,

Sen, koştuğunda kuşlarla yarışan kızım senin adın Yel Kanat

Sen , her gece atalarının intikamı için kutlu kayaya yemin eden oğlum senin adın Börteçine

Sen, bir gün bütün dünyaya nizam vereceğim diyen kızım senin adın Aşina

Bahtınız da adlarınız gibi kutlu olsun…

Kurtlar mağrur ifadelerle inlerine döndüler. Ertesine gün Ela Göz ava çıktı. Artık eniklere südü yetmiyordu. Onlara adlarını da verdiğine göre çiğ et yedirmenin, sütten kesmenin vakti gelmişti. Fakat, ormanla inin arasındaki mesafa çok uzundu. Onlara avlanmasını öğretinceye kadar ormana yakın bir in bulmak gerekecekti. İlk av obur bir tavşandı. Oburluğuna gem vuramamış ormanın dışına kadar otlanmaya kalkmıştı. Yanlış mekanda olmasının bedeli akşam kurt ininde bir ziyafet olmaktı.

Ela Göz eniklerine avın nasıl yenmesi gerektiğini, derinin ve kemiklerin nasıl ayrılacağını, en leziz kısımları ile en besleyeci parçaların neler olduğunu antlamaya başlamıştır ki:

Alımlı Işık, “Anne bugün inimize bir kurt geldi” dedi.

Yırtıcı Ses, “Hayır, sadece kurda çok benziyordu” diye karşılık verdi.

Ela Gözün gözlerine kuşku düştü, sesini bir hırıltı kapladı ve “şu işin tamamını kim anlatacak?” diye harladı. Sessizlikten sonra Börteçine söze girdi:

“Anne, bugün sana çok benzeyen bir hayvan gördük, hatta karşıdan sen geliyorsun sandık. Bizi dışarıda görünce kızarsın diye toplanıp ine kaçtık. İnin girişine kadar geldi o hayvan, bize oyunlar öğretmek istediğini, beraber oynadığımızda çok eğleneceğimizi söyledi. Hatta, Gök Mavisi teklifi kabul edip çıkmak istedi. Kesik Kulak senin tembihlerini hatırlatıp dışarı çıkmamız için öğütlendiğimizi söyledi. Ayrıca Kutlu Yele bu hayvanın kokusunu hiç beğenmediğini fısıldayarak bizi uyardı. İnden çıkmamakta ısrar edince hayvan çekip gitti.”

Ela Göz yakınlarda bir kurt sürüsünün yaşamadığını, kendinden başka bir kurdun yalnız gezme ihtimalinin olmadığını biliyordu. Emin olmak için dikkatine güvendiği Aşina’ya sordu:

“Aşina, bu hayvanı tarif eder misin?”

Aşina, “ayakları, duruşu, tüyleri, patileri bize benziyordu anne. Fakat kuyruğu sümüklü böcek kabuğu gibi kıvrıktı.”

Ela Göz, gelenin kim olduğunu anladı ve yavru kurtlarına hayatları boyunca unutmamaları gereken bir nasihat verdi:

“Ey benim yavru kurtlarım; bugün büyük bir badire atlatmışız. Gelen hayvanı hiç unutmay

etarih istatistik

Makale Görünüm Sayısı
26084540

Üye Kaydı ve Girişi

75 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi