Yasemin Erden ER

Öğretmen Olmak

ÖĞRETMEN OLMAK

       Liseyi bitirdiğim yıl Tarih öğretmeni olmak aklımın ucundan geçmiyordu; gerçi ne okuyacağıma da karar vermemiştim. Kendi kendime sordum. Ben ne istiyorum? Bilmiyordum. Öyleyse ben ne seviyorum diye düşündüm. Cevap kesindi: Tarih. Başka ne seviyorum dediğimde, ikinci seçenekte okul geliyordu. Öyleyse bu iki isteğime nasıl ulaşabilirdim. Tabii ki Tarih öğretmeni olarak. Bu hedefi belirleyince tercihimi İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünden yana kullandım.1983 yılında Fakülteye kaydımı yaptırdığımda arkadaşlarım benimle dalga geçtiler. Öğretmen mi olacaksın! O yıllar öğretmenliğin çok fazla küçümsendiği yıllardı. Ben büyük bir şevk ve istekle okuluma devam ettim, kim ne derse desin öğretmen olacaktım.

       1987 yılında Üniversiteden mezun oldum, o zaman MEB’in yaptığı Öğretmen Yeterlilik ve Yarışma Sınavına girdim. Söylemesi ayıp elli ikinci oldum ve ilk görev yerim olan Kayseri Argıncık Lisesi Tarih öğretmenliğine atandım. O tarihe kadar İstanbul’dan hiç dışarı çıkmamıştım. İlkokul, Ortaokul, Lise ve Üniversiteyi bu şehirde okumuş, hatta birazda sıkılmıştım. Artık İstanbul’dan ayrılmalıyım diye düşünürken, otobüse binip yola çıktığımda İstanbul’u özlemeye başladım.

 

       5 Kasımda göreve başladım. Resmen öğretmen olmuştum. Öğretmenlik güzel, gurbet kötüydü. İlk bir hafta derslere girmedim. Öğretmenler odasında otururken müdür yardımcılarından Cemalettin Bey “Erdoğan Bey biraz işim var 11 sosyal sınıfına çıkıp öğrenciye göz kulak olurmusun?” dedi. Bu benim öğretmenlikte ilk sınıfa girişim olacaktı. Biraz heyecan biraz endişe ile sınıfa çıktım.

       Ders Edebiyattı. Öğrenci şaşkın ve meraklı; ben ise endişeli, sınıfta şöyle bir tur attım. Sonra okuma nedir, anlama nedir gibi derse uygun birkaç cümle sarf ettim. Peşinden öğrenciler başladılar,  ilk kez görülen öğretmene yöneltilen o beylik sorularını sormaya: İsminiz nedir, kaç yaşındasınız, evliminsiniz vb… Bir tanesi “Hocam ne öğretmenisiniz?” diye sordu. Ben Tarih öğretmeniyim deyince önündeki tarih kitabını karıştırıp oradan bir bölümü okudu ve gevrek gevrek sırıtarak Hocam “Uşi Anlaşmasını Osmanlılar hangi devlet ile imzalamıştı?” diye sordu. Bilmiyordum! Ne yapacağımı şaşırdım, aklıma pedagoji hocamın bir derste söylediği eğer bilmediğiniz bir bilgi olursa hiç gevelemeyin direk bilmiyorum deyin bu daha etkili olur ifadesi geldi. Soruyu soran öğrenciye yaklaştım ve bilmiyorum dedim. Öğrenci de sınıf da şaşırmıştı. Hemen, arkadaşlar ben Tarih öğretmeniyim ama bu benim bütün tarihi bilgilere sahip olduğum anlamına gelmez. Bir öğretmen için hatta öğrenci için de önemli olan bilip bilmemek değil, bilmediğini nasıl öğreneceğini bilmektir. Öğrenmeyi öğretmek bir öğretmenin en önemli görevidir.

       Öğrenmeyi öğretmek bu benim daha öğretmenliğimin ilk anında el yordamı ile bulduğum bir bilgi idi. Bundan sonraki meslek yaşamımdaki temel amacımda bu oldu: Başta kendime sonra öğrencime öğrenmeyi öğretmek.

                                                                                      Erdoğan sayar

                                                                                    Tarih öğretmeni

                                                                                   

                                                                                                                                                                                                                                                  

                       

 

 

etarih istatistik

Makale Görünüm Sayısı
26007156

Üye Kaydı ve Girişi

51 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi