Hekim Beydeba

KOYUNUN KOYNUNDA BÜYÜYEN ASLAN

KOYUNUN KOYNUNDA BÜYÜYEN ASLAN

(Anadolunun koynunda yüzyıllardır uyuyan aslanlarına ithaf olunur)

Anne koyun, hem yavrularına otlamayı öğretmek hem de taze otlarla besleyerek kış basmadan serpilmelerini sağlamak için; tüm riskleri göze alarak karanlık ormanın yolunu tutmuş. Bir taraftan korku ve ürperti diğer taraftan anne olmanın mesuliyeti ile korktuğunu yavrularına hissettirmemeye çalışarak ormanın en güzel otlarının bulunduğu ab-ı hayat deresini aramaya koyulmuş. Hiçbir hayvan etrafındaki sarp kayalıklar ve yarlardan dolayı ab-ı hayat deresine ulaşamazmış. Ancak derenin etrafında köklerini ab-ı hayat deresinin sularından besleyen verimli ağaçların meyveleri ve bu ağaçların yapraklarından gübrelenen otlar uzun ve sağlıklı yaşamanın sırlarını taşır ve tüm hayvanlara ikram eder imiş. Tüm hayvanlar yavrularını yılda bir defa bu derenin kıyısına getirir bu otlardan ve meyvelerden şifa niyetine yedirirler imiş. Derenin iki kenarında kan dökmek yasaklanmış. Derenin kıyısında bulundukları sürece hiçbir hayvan birbirine saldırmaz imiş. En vahşileri ve yırtıcıları bile… Ama karanlık ormandan geçip dereye ulaşıncaya kadar yollar tehlikeler ile dolup taşar imiş. Anne koyun ormana girdiği anda yılların tecrübesi ile bir aksilik olduğunu hissetmiş. Geveze kargadan, ürkek baykuştan, laklakçı leylekten umduğu cevabı alamayınca tedirginliği bir kat daha artmış. Hiç beklemediği bir anda sırtlan sırtaran dişleri ile önünde dikilmiş. Yanında uyuz it ve kuyruğu kısık çakal ile beraber… Koyun başına geleceklere razı son bir defa daha kuzularını koklamış. Ağzı leş kokan sırtlan bir omuzu yanda külhani ve alaycı bir tavırla koyunun etrafında bir tur atmış ve şöyle demiŞ:

---- Bu yıl koyunlara ve kuzulara dokunmuyoruz. Ne de olsa tebamız. Güvenliğiniz, ırzınız, namusunuz bu yıllığına bizden sorulacak…

Koyun ne olduğunu anlamadan çakal iğrenç sesiyle lafa karışmış: ---- Bu yıl aslan avlıyoruz.

Uyuz it sunumu tamamlamış: ---- Önümüzdeki yıl haracın bir süt kuzusu olur.

Önde sırtlan, arkada korkak çakal, ortada uyuz it çalıların arasında gölgelere karışıp kaybolmuşlar. Koyun bir taraftan olayın şaşkınlığından kurtulmaya çalışırken diğer taraftan da yolda karşılaştığı üç çapulcunun söylediklerini anlamlandırmayı çalışa durmuş.

Derenin karşısındaki son düzlüğe çıktıklarında karanlık ormanı aşmayı başaran hayvanların dereye yaklaşmadıklarını görmüş. Olimpiyat merasını dolduran seyirciler gibi meydanı çevreleyen ağaçların üstü ve altı hayvanlarla dolup taşıyor imiş. Koyun bu neyin halidir diye sormaya kalmadan meydanın ortasında sere serpe yatan kraliçe aslanı fark etmiş. Yanındaki öküze de sormadan edememiş. Bu ne haldir? diye. Öküz çapulcuların ittifak kurup aslana pusu kurduklarını ve öldürdüklerini koyuna anlatmış. Ayı ormanın yönetiminin çapulculara kaldığını, bundan sonra ormandaki tüm ihaleleri itlerin yürüteceğinden, çakalların da aslanlara vekalet edeceğinden, sırtlanın da türlü zulümler edeceğinden yakınmış. Goril ile şempanze ise çakalların yaptıklarının orman anayasasına ve ab-ı hayat deresi kıyısı yasasına uyup uymadığını tartışıyorlar imiş.

Koyun ise hayvanların ölü aslandan neden korktuklarını anlamlandırmayıp kuzularını dere kenarındaki semiz otlara götürmüş. Dönüşte ise eski efendisine son bir dua için başucuna gitmiş. İşte o anda karanlık ormanda kimsenin görmediğini; kraliçe aslanın göğsünde inleyip ağlayarak süt arayan aslan yavrusunu görmüş. Duasını yapıp karanlık ormanın yolunu tutmuş. Tutmuş tutmasına amma aslan yavrusunun hali gözünden, ağlamaları kulaklarından gitmez olmuş. Ne de olsa ana kalbi; bir kuzularına bakmış dönmüş bir de eski efendisinin yavrusuna… Dayanamayıp aslan yavrusunu emzirmeye karar vermiş. Bir kez de olsa karnını doyurur yoluma devam ederim diye düşünmüş. Aslan yavrusu bir emişte koyunun bütün sütünü bitirmiş ama kanmamış. Koyun kuzuları ile önce ormanın sonra evinin yolunu tutmuş. Geldiği yollardan daha bir cesaretle hızla evine varmış. Fakat o da nesi? Meğersem aslan yavrusu da onları takip etmemiş mi? Koyunun annelik şefkatine eski efendisine duyduğu vefa duygusu da eklenince aslan yavrusunu büyütmeye karar vermiş.

Koyunun kuzularına bir de aslan yavrusu eklenince manzara biraz tiraji-komik bir hal almış. Otlamaya, melemeye çalışan; kuyruğunu diğer kuzulara benzemek için iki bacağının arasında taşımaya çalışan bir aslan. Önce ormandaki tüm koyunlar ve koçlar alaya almışlar. Keçiler gevrek gevrek gülmüşler bu yeni kuzu tipine. Bazen aslanın kardeşi kuzular bile bu durumdan şikayet eder tavırlar takınmışlar. Fakat anne koyun ne alaycı tavırlara, ne şikayet eden kuzucuklarına kulak asmış. Onu en çok endişelendiren anasını hatırlamayan aslana, aslan olduğunu nasıl anlatacağı meselesi imiş. Günler ayları kovalamış, kış bitmiş, bahar gelmiş. Kuzular serpilmiş koyun, koç olmuşlar yuvadan ayrılmışlar. Arslan serpilmiş serpilmesine ama hala kuzular gibi davranıyor imiş. Anne koyun bu duruma üzüle dursun; tekeler ve keçiler sürü halinde koyunun yolunu kesmişler. Sakalı en uzun teke söze girmiş:

---Senin kuzun olacak şu aslan bozması bizim oğlaklarımızı yaralıyor, gün gelip onları yemesinden endişe ediyoruz. Ya onu buradan kov karanlık ormana gitsin, ya da sen de onunla birlikte bu vadiyi ve yaylayı terk et.

Koyun boynunu bükmüş evinin yolunu tutmuş. Eve ulaştığında oyun oynarken parçaladığı oğlağın üzüntüsünden iki büklüm olup hüngür hüngür ağlayan aslanın hali içini daha da burkmuş. Aslana, aslan olduğunu anlatmaktan başka çare kalmamış. Aslanı karanlık ormanın yanındaki ıssız göle götürmüş. Koyunun ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışan tüm orman, vadi ve yayla ahalisi ıssız gölü çevrelemiş. Koyun göle yaklaştığında aslana anne edasıyla yapmaları gerektiğini anlatmaya başlamış. Aslan da yapmış olduğu zarar ve ziyanın pişmanlığıyla annesini kırmamak için her dediğini koyun sadakati ile ne olduğunu sorgulamadan yerine getirmeye başlamış:

Koyun: Oğlum gölün yanına kadar git. Ama suya asla basma. Aslan titrek ayaklarla otları incitmemeye dikkat ederek, üzerinde hiçbir kıpırtı olmayan ipeği andıran gölün kıyısına ulaşmış. Koyun: Oğlum şimdi suya dikkatle bak ve bana söyle “ne görüyorsun?” Aslan: Biraz şaşkın biraz sevinçli “yaşasın bana benzeyen bir koyun daha var anne.” Koyun: Oğlum o gerçek değil senin görüntün. Hatırlamadın mı? kuzu ablan koyun olmadan süsleyince kendisini görsün diye yine buraya getirmiştik.

Aslan hatırlamış hatırlamasına ama yine de emin olmak için burnunu sağa sola gezdirmiş. Sudaki aksinin de aynı hareketleri yaptığını görünce kalbi itminana ermiş.

Koyun: Oğlum şimdi bir kendi yüzüne bir de benim yüzüme bak ne görüyorsun? Aslan: Bana hiç benzemiyorsun anne. Koyun: Evet Aslanım. Senin yelen, benim yünlerim var. Senin pençelerin benim tırnaklarım var. Biz koyunlar ot, sen ise et yersin. Sen koyun değil, aslansın. Sen bu ormanın kralısın. Bir kez seni izleyen şu hayvanlara dön, otur ve başını göğe kaldır. Aldığın nefesi bulutların ardına haykır. Sonra olanları seyreyle… Aslan, anne koyunun dediklerini aynen yapmış. Öyle bir kükremiş ki ıssız gölün üç asırlık suskunluğu, karanlık ormanın zulmeti yırtılmış. Karşısında inlerini bulmaya çalışan hayvanların yarattığı mahşeri kaçış durulduktan sonra gözleri annesini aramış. Aslan da yetiştirse, koyun da koyunluğunu bilmiş; yeni kralın hışmına uğramamak için kaçanlardan olmayı yeğlemiş…

Hekim BEYDEBA 10.02.2009 01:44:00

etarih istatistik

Makale Görünüm Sayısı
26007196

Üye Kaydı ve Girişi

89 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi