logo

ÇOCUK KABİLİYETLERİNİN TEŞHİSİ - İbrahim Alaeddin- 1924

ÇOCUK KABİLİYETLERİNİN TEŞHİSİ - İbrahim Alaeddin- 1924

Transkript: Erol KÖMÜR

Terakki ve medeniyetin insan hayatını gittikçe daha mürekkeb ve muaddıl bir şekle tahvil etmekte olduğu meydandadır. Bunun neticesi olarak taksim-i mesai ihtiyacı gittikçe inceleşiyor, meslek ve ihtisas şubeleri seneden seneye şayan-ı hayret bir surette artıyor.

Terbiyenin en tabii rehberi bittabi içinde bulunduğumuz hayatın hakikatleri ve ihtiyaçları olmak lazım gelir. İşte bu hakikat ve ihtiyacın elcay-ı müşahedesiyledir ki bugünkü terbiye mesaisinin en hakim-i  iştigali çocuk kabiliyetlerinin tayin ve teşhisi mesailine aid bulunuyor. Fertler ve aileler gibi hükümetler ve milletler de çocukların bir an evvel fıtraten en müstaid, ihtiyac-ı ruhi noktasından en meyyal ve teşkilat-ı maneviye cihetiyle en uygun buldukları sanatları ve meslekleri bilmek ihtiyacındadırlar. İşlerinde muvaffakiyetli bulduğumuz adamları bu iş için yaratılmıştır diye tavsif ederiz filhakika bir insanın yaradılış itibariyle en müstaid bulunduğu mesleğe sevk edilmiş olması hem o fert ile mesleğin, hem de içinde yaşadığı hükümet ve milletin karınadır. Hatta böyle adamların bazen mühim bir muvaffakiyete mazhar olmaları mensup oldukları milletin hepsine hem şeref, hem refah temin edebilyor.

Bu hakikat ve bu ihtiyaç bir defa meydana çıkınca ruhiyat ve terbiye ile uğraşanların fazla mücerret nazariyelerinden silkinerek, parlak felsefe vecizelerinden kendilerini kurtararak bu meseleyi ta’mik etmeleri tabiidir. Ve nitekim öyle oldu. Umumi harp esnasında Amerika ve Avrupanın az çok tevkife uğrayan veya umumi bir mahiyet alamayan ruhiyat ve terbiye sahasındaki faaliyetleri harbi müteakip ve bilhassa son üç dört sene zarfında en mühim inkişafını daha ziyade bu mevzu etrafında göstermiştir.

Şimdi mekteplerde, laboratuarlarda ve mecmualarda daima bu bahis hükümrandır. İkide, birde falan veya falan nevi ruhi temayülün, şu veya bu yoldaki istidadın, muhtelif sanat ve meslek kabiliyetinin tayini için bulunmuş veya tecrübe edilmiş yeni yeni maayarlardan, (mihenk=test)lerden ve usullerden hararetle bahsedildiği görülüyor.

Doğrusu bir insanın ve bilhassa bir çocuğun ruhi seviyesini, herhangi bir sanata müteallik kabiliyetini, zekasını ve tekmil manevi evsafını riyazi bir katiyetle tayin edebilecek bir usul ve mizan henüz bulunmuş değildir ve bulunması da belki müstehildir. Ancak senelerden beri devam eden taharriyat ve tecarib bu uğurdaki faaliyetin fevkalade tekmilini ve terakkisini mucib oldu.

Eskiden bir sanata ve memuriyete girerken tahsil vesikası ve tabip raporu kifayet ederdi. Şimdi bir çok memleketlerde bunlarla beraber bir de ruhi kabiliyet muayenesi usulü kabul edilmiştir. Büyük sanayi merkezlerinde binlerce ve onbinlerce amele çalıştıran fabrikalar, birçok kimyager, mühendis, mimar ve doktor istihdam ettikleri gibi miktar-ı kafi ruhiyat mütehassısı da istihdamına başlamışlardır. Çünkü muazzam bir fabrikada yüzlerce çeşit-i mesainin evsafı ruhiye itibariyle en muvafık insanlara seçilerek verilebilmiş olması müessesenin menfaati iktizasındandır. Ve bazen makinistlerin ve her türlü amelenin bu noktadan iyi intihap edilmiş olması mühim suhuletlerin ve şayan-ı istifade keşiflerin meydana gelmesini teshil ediyor.

Yalnız yetişkinlere ait olan fabrika ve amele mesaisinde değil, çocukların sanat ve mesleğe sevki esnasında da ruhiyatşinaslar adeta birer doktor gibi fiilen müdahaleye başladılar. Amerika’da, Almanya’da, hatta Fransa’da doktorların, avukatların ve mukavelat muharrirlerinin büroları gibi ruhiyatşinaslar da yer yer böyle tecrübehaneler açtılar. Ve ebeveyn, aile veya darüleytam vesaire gibi çocuk müesseseleri ellerindeki etfali bir işe sevk etmeden, bir meslek veya müessesine vermeden evvel bir defa ruhi kabiliyet teşhisi için onlara müracaatı bir zaruret şeklinde telakki etmeğe başladılar.

Onbeş sene kadar evvel Binet ve Simon’un müştereken yaptıkları “Zeka Mikyası” tecrübe ve mihenkleri yalnız Avrupa’da değil bütün Dünya’da çok şamil ve heyecanlı bir tesir yaptı. Cihanın hemen her lisanına nakledilmiş olan bu mikyasları ben de on sene kadar evvel Türkçemizde neşretmiştim. O zaman Maarif Nezareti Telif ve Tercüme Encümeni’nde Matbaa-i Amire’de birbirini müteakip iki defa tab edilen bu kitabın bugün nüshası kalmamıştır. Üç, dört bin kişi tarafından alınmış ve belki kısmen okunmuş olması lazım gelen Zeka Mikyası bizde belki böyle bir meselenin mevcudiyetini ihbar etmiştir. Fakat kafi derecede merak ve tecessüs uyandırdığına dair hiçbir nişane yoktur. Mamafih meslektaşlarımızın bu kabil hissi ve mesleği iştigale hasr-ı nefes ve zaman edecek derecede nefes alamadıklarını da nazar-ı dikkatten uzak bulundurmamalıyız.

Bahsettiğim Binet ve Simon Mikyası kıymetini daima muhafaza etmekle beraber bugün birçok ıslahat ve ilavelerle ehemmiyetli tekamüller kazanmıştır. Ondan maada muhtelif maksat için meydana gelen fikir ve manevi kabiliyet ölçülerinin, meslekî temayül teşhisi usullerinin envaı o kadar arttı ki bir makalede değil, bir kitapta bile tarif edilemezler.

Ben mesleğimin şu muazzez mecmuasında hizmet-i neşriyeyi şükran ile kabul ettiğim zaman “Çocuk Kabiliyetlerinin Teşhisine” mütealliki mesaiy-i azime hakkında bir silsile-i makalat neş etmeği tasarlamıştım. Ve işte onlardan birincisi meslektaşlarıma şu sahifelerde arz ediyorum.

Çocuk Kabiliyetlerinin Teşhisi hakkındaki mesaiden bahsetmeden evvel bu işin tarihçesini icmal etmek karileri daha ihatalı ve hazırlıklı bulunduracağı için müfiddir. Ben bu tarihçeyi üstadım Edward Holbert’in bu sene neşrettiği bir eserden[1] iktibas etmeği en yeni ve en sezay-ı istinad bir vesika olmak itibariyle mecruh buldum.

Malumdur ki insanlar öteden beri hemnevilerinin havilerini, seciye ve kabiliyetlerini keşf ve tahmine çalışırlardı. Muhatabının muzammirini anlayabilmek cemiyet halinde yaşayan her ferdin en tabii ve ibtidai bir endişesidir. Bu maksatla ilk zamanlarda yıldızlardan istiane edilir ve ilm-i nücum ile herkesin fıtrat ve mukadderatı bilinmek istenirdi. Kezalik eldeki çizgilerin, simadaki muhtelif azanın şekilleri delaletiyle insanları tanımak isteyenler vardı. De La Chambre’ın İnsanları Tanımak Sanatı ismindeki eseri 1662’de neşrolundu.

İlm-i Sima (Physiognomonie) ki nispeten daha müspet esaslara müsteniddir. Porta 1586 ve Lavater 1775 namındaki iki adam tarafından tesis olundu. Şarkta da ilm-i simaya ait eski eserler ve bu meyanda meşhur Kıyafetname gibi kitaplar telif olunmuştur. Bazıları başın şeklinden havileri istidlal etmeğe tevessül etti ki 1810 tarihine doğru Gal tarafından icat edilen bir usul ilk zamanlarda çok heyecan uyandırmış olmakla beraber sonra ehemmiyetini kaybetmiştir. Bir kısım erbab-ı merak da yazıların şekilleri delaletiyle tabiatları keşf usulünü meydana çıkardılar. Grafoloji ismini alan bu şube-i tedkik bidayeten Lavater ve rahip Mişon 1873 tarafından mevzu-u bahs edilmiş, üzerlerinde bazı tedkikat yapılmakla beraber kafi derecede terakki edememiş ve emniyet bahş bir şube-i ilm haline gelememiştir.

Bütün bu tadad edilen vesait-i tahmin ile filvaki bazen pek isabetli teşhisler yapılıyordu. Fakat ilmî bir usule müstenid olmamaları hasebiyle kısır kalmağa ve fazla semeradar olmamağa mahkumdular.

İnsanlar arasında ihtilaf ferdiyeti ilk defa ilmi bir usul ile vaz ve tesis eden zat İngiliz (beşeriyet Antropologie) mütehasassı meşhur Galton’dur. Mamafih Galton’un ihtilaf-ı zürriyet hakkında bir takım ölçüler tesis etmesi doktorların veya pedagogların istifade edecekleri bir şekilde ve o maksatla yapılmış bir tetkik değildi. (Nesl-i Beşerin Islahı Eugenique) diye şöhret alan ilim şubesinin vaz’ı-ı olan bu zat o vasıta ile insanlar arasındaki istifa imkanını ispat etmek istiyordu. Lakin haddizatında mahdud olan usulü mevzumuzun ittisaına pek ziyade müessir olmuştur.

İki ferd arasındaki ruhi kabiliyet farkını ilk defa tecrübe ile tayin etmeye teşebbüs eden Roger ve Würzburg isminde iki emraz-ı ruhiye mütehassısıdır. Beyninden yaralı bir hasta üzerinde (1885) yapılan bu tecrübeler (tabii normal) insanlarla mukayese neticesinde muntazam bir silsile altına alınmadığı için ancak umumi bir fikir edinmeğe hizmet etmekle kalmıştır. Aynı tarihte İtalya cezaiyyunundan Lombrozo’da mücrimlerin secayay-ı mahsusası ve bunların zahirî alametleri hakkında birtakım tedkikatda bulundu ve Alman Erwin fertlerin ruhi ihtilafları hakkında yine o tarihte bazı tecrübe usulleri ortaya koydu ki (Bir Metindeki Harfleri Saymak veya İşaret Etmek, Bir Sahifedeki Hataları Çizmek, Manasız Cümleleri Ezberlemek, Cem Yapmak, Okumak ilaahir) gibi usulleri bu meyandadır.

1890 tarihinde Amerikalı Gattel ismindeki ruhiyatşinas bir ferdin simay-ı manevisini tayin için birtakım tecrübeleri ileri sürmüş ve bunların adına (mehk-i manevi mental tests) ünvanını vermişti. Muhtelif ruhi kabiliyetlere teallük eden bu mehklerin miktarı ona baliğ olup şunlardır:

  1. Dinamo motorun tazyik miktarı yani mikyas-ı kuvvet derecesi
  2. Kol hareketinin sürati
  3. (Veber) Pervekarı vasıtasıyla hassasiyetinin derecesi
  4. Cilt üzerindeki vec’ hassasiyetinin ölçüsü
  5. Yüz gramlık vezn dahilinde hiss-i sıkletin ölçüsü
  6. Semi bir muharrik vasıtasıyla aks-i lamel müddetinin ölçüsü
  7. Bir rengin ismini bulmak için sarf edilen zaman
  8. Elli santimetrelik bir tuvali gözle iki müsavi kısma ayırmak
  9. On saniyelik bir müddet farkını bulabilmek
  10. Bir defa dinledikten sonra hıfz edilebilen kelimelerin sayılması.

 

Gattel bu tecrübe silsilesine elli adet mehkten mürekkep olarak diğer bir silsile daha ilave etmiştir ki bunları mektepli çocukların manevi teşhislerine tahsis eylemişti. Bunların 14 adedi İhsas-ı Basriye 8’i Hiss-i Sami’ye 17 adedi diğer ihsasata 7’si ruhi kabiliyetlerin imtidadlarına ve sonuncular da hafıza ile dikkate aittir. Gattel bütün bu mufassal tecrübelerin ifade edeceği amelî faideyi zikr etmediği için bunlar mekteplerde pek cay-ı kabul bulmamıştır. Ancak çocukların teşhisi için kullanılan mehklerin meydana gelmesine pişva teşebbüslerden en mühimini teşkil eylemiştir. Amerika’da Gattel’i o zaman birçok ruhiyatşinaslar buna memasil mehkler neşr ve teklif etmiştir.

Mesela 1891’de Monstri, 1892’de Bolton, 1893’de Jastrow ve Siriptor ismindeki zevatın teklif ettikleri mehkler bu kabildendir. İşte (Binet ve Simon)’un meşhur (Zeka Mikyası) mehklerinden evvel bu husustaki tecaribi hazırlayan teşebbüsler hulasaten bunlardan ibarettir. Fakat bunları takip eden mesai daha feyyaz ve bilhassa çocuk ruhiyatının bu kısmını zamanımızdaki tecaribi hazırladıkları için daha fazla muhtac-ı tafsil buluyor ve bu itibar ile müteakip makaleme tehir etmeğe mecbur oluyorum.

 

İbrahim Alaeddin 1924

 

Transkript: Erol Kömür 1994 Eskişehir

[1] Comment diagnestiquer les aptitudes chez les ecoliers. Dr. Edouard Claparede Paris Flamarion 1924.

ÇOCUĞUN ZEKASINI TAKDİR HUSUSUNDA NAZAR-I İTİBARA ALINACAK CİHETLER

ÇOCUĞUN ZEKASINI TAKDİR HUSUSUNDA NAZAR-I İTİBARA ALINACAK CİHETLER

Ahziyet Kabiliyetinin derecesi: Hassaların şiddeti. Haricden gelen intibaları alması (idraklerin husulü). İlm-i harici, hassalar üzerine te’ettür yapmaktan bir an hali kalmaz. Bazı kimselerin müşahede kabiliyeti fazla olur. Tui veya iradi olarak haricden çok malumat toplarlar. Bunların ilm-i efkarı zengin, tasvirleri tam ve vazıhtır. Bazılarında ise bu kabiliyet dûndur. Bakarlar, görmezler; dinlerler, işitemezler, anlamazlar. Bunların efkarı ve tasviratı kemiyet itibariyle az, keyfiyet itibariyle müphem, müşevveş noksandır.
Hıfz Kabiliyeti: Hafıza demek, zeka demek değildir. Fakat, zengin bir muhayyile ve iyi bir muhakeme için, hafızanın saklandığı mevadd-ı ibtidaiyeye lüzum vardır.


Tahayyül Kabiliyeti: İbdaakar ve icadkar olan muhayyile, zekanın derecesini şüphesiz yükseltir. Keşfiyat ve terakkiyat-ı beşeriye, ümran-ı maddi, iyi bir muhakeme ile mümtezic ibdaakar muhayyilenin mahsulüdür. İcadkar muhayyilenin sanayi-i nefisenin bütün şubatındaki ehemmiyeti herkesçe malumdur.
Tefekkür ve Muhakeme Kabiliyeti: Zekayı en ziyade teşhis ve takdire yarar. Mamafih yalnız bir nevi muhakemesi kuvvetli olan kimseyi de fevkalade zeki ad etmek icab etmez. Muhakemenin riyazî, felsefî, amelî gibi nevilerini hep birden nazar-ı itabara almalıdır. Tefekkür, tahayyül ve muhakemede istiklal ve ibdaa zekanın vasf-ı mümeyyizidir.
Dikkat: Dikkatin şiddet ve kuvveti, tevsi ve temerküz hassalarının ziyadeliği alelumum hayat-ı ruhiyenin yüksekliğine delalet eder. Çünkü dikkat; idrak, tasvir, hıfz, tahayyül ve muhakeme için lazımdır.
Sürat-i İntikal: Zeka ashabı, umumiyetle sürat-i intikal sahibi olurlar. Bir şeyin mukaddematından netayicini keşf ederler. Eserden müessire, sebepten neticeye intikal ederler. (Darb-ı mesel: leb deyince leblebiyi anlamak)
Sürat-i İntibak (adaptasyon): Zekiler, yeni ahval ve şeraite kendilerini süratle intibak ettirirler. Kullanmağa alıştıkları alet veya vasıta mefkud olursa, onun yerine başka bir şey ikame ederler.
Erol KÖMÜR - 2003

Çanakkalenin Terbiye Kuvveti

Yayın Adı: Yeni Mecmua

Yayıncı: Mehmed Talat, Tanin Matbaası

Cilt: 5

Sayfa: 115

Yayın Tarihi: 26 Teşrin-i Evvel 1918 (26 Ekim 1918)

Yazar: Necmeddin Sadık

Transkripsiyon: Erol Kömür

“5 Mart 331” adlı özel sayıdan alınmıştır. Rumi Takvime göre 5 Mart 331 tarihi Miladi Takvimde 18 Mart 1915 tarihine karşılık gelmektedir.

ÇANAKKALE’NİN TERBİYE KUVVETİ

Bir milletin en yüksek şahsiyetleri büyük kahramanlarında, tarihinin en güzel parçaları kahramanlık menkıbelerinde aranmalıdır.

Büyük kahramanlar alelade zamanlarda, sukûn devrelerinde gözükmez. Bu şahsiyetlerin tamamıyla edebilmesi için buhranlı zamanlar, milli endişeler felaketlerin  önüne geçecek fedakârlık duyguları lâzımdır. Millî mefkûreler nasıl tarihin en buhranlı, en imtizaclı anlarında, fikirlerin ve duyguların her zamankinden fazla bir kesafetle zevbanından husule geliyorsa, kahramanlar da büyük tehlike, millî mücadele zamanlarında doğar.  O zaman fertler fevk ûl-insan birer insan olur, her bir neferde ferdî vicdan silinir, onun yerine sanki bütün milletin ruhî terkibinden süzüle süzüle kalan en ulvî kahramanlık, fedakârlık duyguları, mefkûreye mümkün olduğu kadar yaklaşmak arzuları kaim olur…

Çanakkale muharebelerinin millî kıymeti asıl bundadır. Çanakkale’yi müdâfaa eden Türk askeri İngiliz – Fransız ordusunu mağlup ederek kaçmağa mecbur bırakmakla yalnız payitahtı, milletin varlığını muhafaza etmedi; boğazları kapamakla Rus inhizâmını ve bunun neticesi olarak müttefiklerine şarkta büyük bir zafer temin etmiş olmadı; filhakika yalnız boğazların İngiliz vapurlarına kapalı kalması, İstanbul’un elimizde kalması askerlik ve siyaset nokta-i nazarından bu harbin müttefiklere en büyük müttefiklerini te’min etti. Fakat Çanakkale’nin bu harpte bize kazandırdığı daha büyük, daha ölmez hazineler vardır ki o da bu müdâfaanın yarattığı kahramanlar, millî kahramanlık menkıbeleridir. Bu nokta-i nazardan da umumî harbin bize en büyük iyiliği, Çanakkale muharebesi olmuştur diyebiliriz.

Ondan evvel bütün dünyada, bilhassa Balkan muharebesinden sonra Türkün ananevi kahramanlık, fedakârlık, cesaret… hasletlerinden şüphe edilmeye başlanmıştı. Millet bile içinde eski kahramanlarını görememekten mütevellit bir hüzün duymağa  başlıyordu. Şan tarihine geçen bir çok tepe, kale isimleri Anafarta boğuşmaları bu zanları, düşünceleri alt üst etti. Düşmanın büyük zırhlı toplarıyla döğülen dar topraklarda Türk neferleri düşmanın bile hayretle gördüğü, insanlığın fevkinde işler yaptı; Çanakkale bütün dillere destan gibi gezen o efsanevi menkıbeleri, her yere resimleri geçen esatirî pehlivanları yarattı.

Türk numuneleri, Türklük evsafını temeyyüz ettirecek vicdanları arayanları Çanakkale destanını okuyacaklardır. Çünkü Türklük millî seciyeleri ne şehirlerde, ne köylerdedir… Onlar tamamen Çanakkale menkıbelerinde görünüyor.

Bunun içindir ki (5) Mart’ın millî terbiye tarihimizde unutulmaz bir kıymeti vardır. 5 Mart bu milletin büyük mefkûre bayramıdır. Cedlerini, milletin mazisini öğrenmek isteyen, milli menkıbelerle vatanî ve millî terbiye alacak olan çocuklarımız, kıraat kitaplarında sık sık Çanakkale’yi görecekler, mekteplerin, odaların duvarlarında o resimleri görecekler, babalarından, analarından bu menkıbeleri dinleyeceklerdir.

O gün mektepler tatil olacak, müsamereler yapılacak; eğlenceler tertip olunacak ve bu hatıra zihinlerde daima uyanık duracaktır. Muallimler, mürebbiyeler, muharrirler milletin terbiyesi için Çanakkale’de tükenmez kuvvet hazineleri bulacaklardır.

Yanan bombayı eliyle düşmana geri gönderen, on kişiyle koca taburları perişan eden,  denize atlayıp düşman zabitlerini kurtaran, küçücük torpidosuyla koca zırhlıları batıran… Türk askerleri çocuklarımızın gözü önünde canlandıracağımız büyük millî misallerdir. Bunun için hiç çekinmeden, gururla, iftiharla diyebiliriz ki:

Çanakkale harp eden bu neslin ahlaka en büyük ve en kıymetli yadigârıdır.

Necmeddin Sadık

 

Sultan II. Abdülhamid’in Eğitim Projeleri: Çoban Mektebi

Sultan II. Abdülhamid’in Eğitim Projeleri: Çoban Mektebi

Osmanlı Tarihinin en ilginç tarihi karakterlerinden Sultan II. Abdülhamid’in; dünyada siyasi dönüşümün en sert yaşandığı, uluslar arası krizlerin Osmanlı Devleti’nin sadece dış politikalarını değil iç meselelerini de doğrudan etkilediği bir  dönemde pek çok krizle boğuşmanın ötesine geçerek Türk Tarihinin bekli de en büyük eğitim reformunu gerçekleştirmesi dikkat çekicidir.

Osmanlı Tarihinde görülmemiş şekilde topyekün eğitim seferberliği başlatılan bu dönemde kurulan okulların çeşitliliği, nitelikleri ve ülke sathına yaygınlaştırma gayretleri, yapılan çalışmaların bilinçli ve sistemli bir anlayışın ürünü olduklarının açık delilidir.

Bu dönem eğitim kurumları Tanzimat dönemi ve öncesindeki ıslahat hareketlerine bağlı olarak kurulan askeri eğitim kurumları açma politikasının ötesine geçmiştir. Açılan eğitim kurumları mülkiyeden, öğretmen okullarına, ziraat mekteplerinden, baytar mektebine, zanaat okullarından sanaayii nefiseye, orman mekteplerinden hukuk mektebine kadar geniş bir sivil yelpazeye hitap etmektedir. Askeri okulların ideadi ve rüştiyelerinin de Makedonya’dan Bağdat’a kadar ülke sathına bu dönemde yayılmıştır. Yüksek öğrenimi takviye edecek orta öğretim kurumlarının (ideadiler) ve bunlara öğrenci yetiştirecek rüştiyeler ile sıbyan mekteplerinin de kurulmaları ve yaygınlaşmaları Sultan Abdülhamid dönemine isabet etmektedir.

Osmanlı Devleti’nin ekonomik yapısına uygun olarak tasarlanan, hizmete giren ziraat mektepleri , baytar mektebi  ve numune tarlaları günümüze kadar varlığını koruyan bu husustaki ilginç örnek kurumlardır.

Tarım ve hayvancılığa dayalı ekonomisini modern usullerle kalkındırmanın temel koşulunun eğitim ile gerçekleşebileceği düşüncesinin hayata geçirildiği bu dönemde günümüzde bile var olmayan ama varlığına ihtiyaç duyulan ilginç bir okul da bu dönemde açılmıştır. Sözkonusu okul Ankara’da hizmete giren Çoban Mektebi’dir.

Günümüzde bile var olmayan, Türkiye’de hayvancılığın kalkındırılmasında bugün kurulsa bile önemli bir katkı sağlayabilecek Çoban Mektebi Sultan II. Abdülhamid döneminde hizmete girmiştir.

 1895’te temeli atılan Çoban Mektebi 1898’de eğitim ve öğretime hazır hale getirildi. Mektepte süthane(mandra) bölümü de kurularak modern alet ve makineler ile sütten kaymak ve tereyağ ayrılması, kaliteli peynir yapılması gibi faaliyetler yapıldı. Mektebin uygulamaları için numune tarlaları ve meyvelikler oluşturuldu. Zaman zaman numune tarlalarının genişletilmesi ve bu alanlarda kaliteli tohumlarla tahıl üretimi gerçekleştirildi.

Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra mektep Ziraat Mektebine dönüştürüldü. Birinci Dünya Savaşı ve akabinde Milli Mücadele döneminde mektebin öğrenci sayısı eğitim öğretim faaliyetlerini sürdüremeyecek kadar azaldı. Milli Mücadele döneminde Mustafa Kemal Paşa ve kurmaylarının önemli kararları aldığı toplantı merkezi olarak da kullanıldı.

Mektebin faaliyetleri, talebeleri ve uygulamaları hakkında daha detaylı bilgi Çanakkale 18 Mart Üniversitesi akademisyenlerinden Yrd. Doç. Dr. Sayın Özkan Keskin’in 2010 yılında yayınlanan Osmanlı İmparatorluğu’nda Modern Ziraat Eğitiminin Yaygınlaşması: Ankara Numune Tarlası ve Çoban Mektebi adlı makalesine bakabilirler.

Okul binası 2009 yılında 33 KV Envanter Numarası ile Kültür Bakanlığı tarafından tarihi eser olarak tescillenmiştir.

Sultan II Abdülhamid’in Türk Eğitimine kazandırdığı ve Türk Eğitim Tarihine mal olmuş Ziraat Mektepleri ve Numune Tarlalarının 1901 yılı itibari ile listesi aşağıdaki gibidir.

 

Numune Tarlaları Tesis Olunan Mahaller

Suriye, Adana, Konya, Ankara, Erzurum, Sivas

 

Ziraat Mektebi ve Numune Çiftliği Bulunan Mahaller

Dersaadette (İstanbul)- Halkalı Ziraat Mektebi Aliyesi ve Müştemilatı

Selanik – Ziraat Mektebi ve Numune Çiftliği

Hüdavendigar (Bursa) – Ziraat Mektebi ve Numune Çiftliği

Ankara – Çoban Mektebi ve Müştemilatı

 

Mektebi Mezkureden Başehadetname Neşet Eden Efendilerin Miktarı (Mezunlar)

Halkalı Ziraat Mektebi Aliyesinden 71

Selanik Ziraat Mektebinden 55

Hüdavendigar Mektebinden 33

Erol KÖMÜR-2002

 

 

Reklamlar