Grigori Spiridonoviç Petrov: Türkiye’de Çok Okunan Hiç Tanınmayan Muhalif Rahip

Grigori Spiridonoviç Petrov, 22 Ocak 1866’da Rus İmparatorluğu’nun Saint Petersburg şehrine bağlı Yamburg kasabasında, dindar ve mütevazı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren dine ve edebiyata duyduğu derin ilgi, onu Narva Gymnasium’unun ardından St. Petersburg İlahiyat Semineri ve Akademisi’ne taşımış, buradan ilahiyat ihtisasıyla mezun olmuştur. Eğitiminin ardından Mikhailovsky Topçu Okulu, Alexander Lisesi ve Politeknik Enstitüsü gibi prestijli kurumlarda dersler vermeye başlayan Petrov, etkileyici hitabet yeteneğiyle kısa sürede St. Petersburg’un en popüler vaizlerinden biri hâline gelmiştir. Özellikle 1898 yılında yayımlanan ve 20’den fazla baskı yapan “Hayatın Temeli Olarak Müjde” (İncil) adlı ilk eseriyle yalnızca ilahiyat çevrelerinin değil, aralarında Maxim Gorky ve Anton Çehov gibi isimlerin de bulunduğu geniş edebi ve entelektüel kitlelerin takdirini kazanmıştır. Petrov, dini ritüellerin ötesine geçerek Hristiyanlığın içsel ahlakını ön plana çıkaran, İncil’i günlük yaşamın ve toplumsal adalet arayışının bir rehberi olarak sunan yenilikçi fikirleriyle, Rus düşünce dünyasında Leo Tolstoy’un ahlaki vaazlarıyla paralel bir çizgi yakalamıştır.
Petrov’un bu yenilikçi ve toplumsal meselelere duyarlı yaklaşımı, onu kaçınılmaz olarak dönemin muhalif ve cesur bir figürü hâline getirmiştir. Çarlık rejiminin adaletsizliklerini, yozlaşmış kurumları ve toplumsal eşitsizlikleri kutsal metinlerin ışığında sert bir dille eleştirmesi, doğrudan Çarlık yönetimine bağlı resmi kilise yetkilileriyle arasının açılmasına neden olmuştur. 1905 Rus Devrimi ile başlayan toplumsal hareketlilik sürecinde muhalif duruşunu daha da netleştiren Petrov, 1907 yılında Anayasal Demokrat Parti listesinden Devlet Dumasına seçilmiştir. Ancak aynı yıl, kilise hiyerarşisine yönelttiği eleştiriler ve geleneksel Ortodoks dogmalarından sıyrılan inanç dünyası nedeniyle bakanlıktan menedilerek Çeremenets Manastırı’na sürülmüştür. Kilise ile yaşadığı derin fikir ayrılıkları neticesinde 1908’de papazlıktan tamamen çıkarılan Petrov, bu karara “Mesih’in Tanrı olduğuna inanmıyorum” diyerek dogmalara karşı entelektüel bağımsızlığını ilan etmiştir. 1917 yılındaki Şubat Devrimi’ni desteklemesine rağmen, Ekim Devrimi sonrasında Bolşeviklerin baskıcı politikalarına karşı da eleştirel bir tavır takınması, onu yeni rejim için de bir tehdit hâline getirmiş ve 1920’de Bolşevik baskısıyla vatanını tamamen terk ederek önce İstanbul’a, ardından Sırbistan’a göç etmek zorunda kalmıştır. Sürgün yıllarında da yazmayı ve kitleleri peşinden sürükleyen konferanslar vermeyi sürdüren yazar, 18 Haziran 1925’te Paris’te hayata gözlerini yummuştur.
Yazarın sürgün ve seyahat yıllarında Bulgaristan, Finlandiya ve Sırbistan’da yürüttüğü çalışmalar, onun evrensel bir eğitim ve ahlak elçisi olduğunu kanıtlar niteliktedir. İlk kez 1906’da ziyaret ettiği Bulgaristan’da, Osmanlı İmparatorluğu’ndan yeni ayrılmış ve milli bir kimlik inşa etme çabasındaki Bulgar halkına eğitim, çalışkanlık ve ahlak üzerine rehberlik eden konferanslar vermiş; bu çalışmaları ülkede bir “Petrov Kültür ve Eğitim Cemiyeti” kurulmasını sağlayacak kadar büyük bir sevgi doğurmuştur. Rusya’dan uzaklaştırıldığı dönemde gittiği Finlandiya’da ise ülkenin sosyal, kültürel ve pedagojik altyapısını hayranlıkla incelemiş; buzullar ve bataklıklar ortasındaki zor bir coğrafyanın nasıl aydın, disiplinli ve müreffeh bir toplum yarattığını gözlemlemiştir. Sürgün yaşamının son durağı olan Sırbistan’da (Yugoslavya Krallığı) ise üretkenliğini kaybetmeyerek eserlerini Sırpça yayımlatmış ve konferanslarıyla Balkan entelijansiyasını etkilemeye devam etmiştir. Petrov’un başta “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” olmak üzere tüm bu coğrafyalardaki eserleri, bireysel sorumluluktan toplumsal kalkınmaya uzanan evrensel bir uyanış reçetesi niteliği taşımaktadır.
Petrov’un asıl amacı, “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” eseri üzerinden Finlandiya’nın eğitim ve kalkınma modelini kendi vatanı olan Rusya’ya tanıtmak, Rus halkına rehberlik etmek ve onları sarsarak uyandırmaktır. Ancak ironik bir biçimde bu eser, kendi vatanından ziyade yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde muazzam bir popülariteye ulaşmıştır. İmparatorluk küllerinden doğan, toplumsal modernleşme, okuryazarlık seferberliği ve milli bir kimlik inşa etme mücadelesi veren Türkiye’nin o dönemki sosyo-politik ihtiyaçları, Petrov’un Finlandiya örneğinde anlattığı değerlerle (çalışkanlık, dürüstlük, fedakarlık ve vatanseverlik) birebir örtüşmüştür. Kitabın kaderini değiştiren en önemli dönüm noktası ise Mustafa Kemal Atatürk’ün eseri bizzat okuması, hayran kalması ve başta askeri okullar olmak üzere devletin tüm kademelerinde, eğitim kurumlarında zorunlu bir rehber kitap olarak okutulmasını tavsiye etmesidir. Yeni Cumhuriyet’in idealleri ve modern bir toplum yaratma ülküsüyle kusursuz bir paralellik gösteren bu eser, sade ve anlaşılır diliyle Türk aydınının ve halkının başucu kitabı hâline gelmiştir.
Ancak bu muazzam yayın başarısına ve eserlerinin Türkiye’de Türkçe olarak en az 5 milyon adet basılıp dağıtılmasına rağmen, Grigori Spiridonoviç Petrov’un bir yazar olarak şahsının Türkiye’de çok az tanınması derin bir paradokstur. Bu durumun en temel sebebi, kitabın popülaritesinin yazarın isminin önüne geçmesidir; Türk okuyucusu için “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” Finlandiya’nın ulusal başarı öyküsü olarak, “Ülkücü Öğretmen” ise Rus köylerinin ve köylüsünün kalkınma modeli örnek köy okulu öğretmeni olarak 1923’te yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak kültür mitleri olarak algılanmıştır. Ayrıca yazarın telif hakkının bulunmaması nedeniyle Türkiye’de yüzü aşkın farklı yayınevi tarafından bağımsız, denetimsiz ve biyografik arka plan sunulmadan basılması, Petrov’un Rus düşünce dünyasındaki muhalif kimliğinin, teolojik kökenlerinin ve dramatik sürgün hayatının Türk kamuoyunun dikkatinden kaçmasına yol açmıştır.
Petrov’un düşüncelerinin ve dehasının Türk kültür dünyasına kazandırılmasında en büyük pay, şüphesiz Ali Haydar Taner’e aittir. Bulgaristan’da pedagoji eğitimi aldığı sırada Petrov’un çarpıcı fikirleri ve eserleriyle tanışan Ali Haydar Bey, büyük bir öngörüyle “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” ve “Mefkureci Muallim (ÜLKÜCÜ ÖĞRETMEN)” eserlerini Türkçeye çeviren ilk kişi olmuştur. Onun 1924-1925 yıllarında başlattığı ve 1928’de basılan bu öncü çeviri çalışmaları, yalnızca Türkiye’deki aydınlanma hamlesini tetiklemekle kalmamış; Darülfünun’daki Arap öğrenciler vasıtasıyla bu eserlerin Irak, Suriye ve Mısır gibi komşu coğrafyalarda da Arapçaya çevrilerek İslam dünyasında tanınmasına vesile olmuştur. Ali Haydar Taner, Petrov’u Türk dünyasına tanıtan ve Türkçeye kazandıran köprü mimarıdır.
Grigori Spiridonoviç PETROV’un detaylı biyografisine ÜLKÜCÜ ÖĞRETMEN adlı eserden ulaşabilirsiniz…

